ÜRETİM YAPMAK ZORUNDAYIZ

0
30

Üretime dayalı olmayan bir ekonominin uzun süre ayakta kalması mümkün değildir.

Ülkemizin üretim yapmak yerine dış alım ağırlıklı bir ekonomi politikası sürdürmesi doğru değildir. Gelecekte bunun faturası ağır olacaktır.
Üretim yapmak emek ve çalışma isteyen yorucu bir iştir.
Eskiler buna alın teri akıtmak derlerdi. Şimdilerde oturduğun yerden para kazanma hevesi çok yaygınlaştı. Birey olarak ter dökeceğiz, ülke olarak alın teri akıtacağız.
Yoksa gâvurun ürettiklerini satın almaya bu ülkenin bütçesi yetmeyecektir.
Sağ olsun hükümetimiz fındıkçıya avuç avuç para dağıtıyor. Doğrudan gelir desteği sağlıyor. Oturduğumuz yerden paramız bankaya yatıyor.
Peki ama bu nereye kadar böyle gidebilir?
Gün gelir de, “Artık bu anlamda ödeme yapamam” derse halimiz nice olur?
Oysa yapılması gerek üretimi teşvik etmek olmalı.
Çok üreten çok kazanmalı… Bu sistem de üretim yapsın veya yapmasın bahçesi fazla olan kazanıyor. Bunun süreklilik arz etmesi mümkün değildir.
Türkiye bir tarım ülkesidir, kendi kendine yeten birkaç ülkeden birisidir diye öğrettiler okullarda yıllarca. Bu doğruydu. Verimli Anadolu toprakları üzerinde yaşayan insanları doyurmaya yetmişti yıllarca.
Ama bugün yetmiyor. Yetmiyor ki Türkiye yurt dışından tarımsal ürünler satın alıyor.
Neler aldığımızı tek tek yazmaya gerek yok.
Peki ne oldu da Anadolu toprağı bu ülkenin insanına yetemez oldu?
Kuraklık mı oldu, kıtlık mı baş gösterdi, toprağın verimi mi azaldı?
Hayır; hiçbirisi olmadı… Türkiye tarım politikasını dış alıma yönelik olarak oluşturdu.
Üretimden vazgeçti. Tarımı modernize etmedi. Anadolu çiftçisini üretime teşvik etmedi. Dolaylı yoldan cebine para koydu üstelik. Anadolu insanı üreterek kazanmadı.
Göçü önleyemedi. Yanlış yerleşim politikaları sonucu Anadolu insanını topraklarından sökerek büyük şehirlerin beton tarlalarına dikmeye çalıştı.
Ne giden mutlu oldu ne de kalan… Gidenin de üretime bir katkısı olmadı. Hizmet sektöründen başka alanda iş bulamadılar çünkü.
İş bulamadılar, çünkü yatırım politikalarında da üretim dışı bir yol izleniyordu. Üretim yapacak fabrikalar açılmıyor, devletin yıllar önce kurduğu fabrikalar da daha verimli bir çalışma düzeni oluşturma yerine birer birer elden çıkartılıyordu.
Bu fabrikalara bilerek ve isteyerek verimsizleştiriliyor, üretimleri dolaylı yoldan kısıtlanıyordu. Teknolojileri yenilenmiyor, siyasilerin kabarttığı personelleri gerçekçi bir orana indiremiyordu.
Üretim yapılamıyor ya da verimli bir üretim yapılamıyordu.
Bilinen sorunların çözümü yerine elden çıkartılması uygun görülmüştü.
Gelinen noktada ülkemizin ekonomik gerçekleri ortada!
Siz bakmayın siyasilerin seçim meydanlarında esip gürlemelerine, Türkiye’nin ekonomisi hiç de iç açıcı görünmüyor. Kaldı ki bu üretime dayalı olmayan ekonomi politikasıyla ülke ekonomisinin de düzelmesi mümkün görünmüyor.
Ekonomi bil bilim dalıdır ve bu bilim dalının temel prensibi üretimdir.
Üretmeyen bir Türkiye’de ekonominin düzgün gitmesi bilime aykırıdır.
Bu üretimsizlik nereye kadar gidebilir onu kestiremiyorum ama üretimsiz bir ekonomi yönetiminin sonu hiç de aydınlık olmayacaktır.
Hal böyle iken ve ülkemiz çok önemli bir seçime giderken meydanlarda ve ekranlarda boy gösteren siyasilerin söylemlerinde üretime yönelik tek cümle geçmiyor.
Varsa yoksa hamaset. Hani derler ya, al birini vur ötekine…
Son cümleyi mi merak ediyorsunuz? Birey olarak ve ülke olarak üretmeye çok ihtiyacımız var.

Facebook Yorumlar

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı buraya girin