MİLLET HDP’Yİ SAHİPLENMİŞ!

0
18

Kanaldan kanala geçerek, yapılan seçim analizlerini dinliyoruz.  Sabah 09.30 sıralarında Halk TV’de Semra Topçu’nun, HDP’nin barajı geçmesi ile ilgili şu değerlendirmesini hayretle dinledik: “Millet HDP’yi sahiplendi!”

CHP büyük bir hezimete uğramış, bu Hanımefendi HDP’nin barajı geçmesi ile teselli buluyor! Evet, CHP seçmeninin desteğiyle HDP yüzde 11 küsur oy alarak Meclis’e girdi! Bu basiretsizliğe doğrusu söyleyecek söz bulamıyoruz.
Bu arada, hapishanelerdeki FETÖ’cülerin de HDP’ye oy verdiklerini hatırlatalım!
CHP’nin seçimlerdeki başarısızlığının sebebi bize göre, işte bu basiretsizliktir.  CHP’nin HDP ve Selâhattin Demirtaş konusundaki tavrı,  ekonomik krize rağmen seçmenin Erdoğan’ı ve yüzde 7’lik bir oy kaybına rağmen AKP’yi tercih etmesinde etkili olmuş; Demirtaş ve HDP’ye verdikleri destek İYİ Parti’yi ve Saadet Partisi’ni de vurmuştur. “Silinip gitmesi beklenen MHP ise PKK/HDP’ye açıkça karşı çıkarak yüzde 11 oy almıştır!
Seçimlerden önceki birçok yazımızda CHP’nin HDP politikasının yanlışlığına dikkat çektik. SHP’nin, 1991 seçimlerinde, PKK’nın siyasi ayağı, o zamanki ismi HADEP olan partiyle seçim işbirliği yapması nedeniyle başına gelenleri hatırlattık. Fakat ne yazık ki, CHP’yi ele geçiren anlayış, bu defa HDP ile açık işbirliği yapmamış olsa da, örtülü işbirliğini tercih etti. Bunun da sonuçları meydandadır. Seçmen ekonomik krize rağmen, mecburen AKP’ye oy verdi. Çünkü vatanın bütünlüğünü tehlikede gördü.
Denilebilir ki, “Açılım Süreci’ni başlatan AKP olduğu hâlde, millet yeniden niçin AKP’yi tercih etti?”
Millet düne değil, bugüne bakar. Her gün şehit cenazelerinin geldiği bir ortamda,  Millet İttifakı PKK’nın siyasi ayağı olduğu bilinen HDP’nin barajı mutlaka geçmesi gerektiğini söylerken; Selahattin Demirtaş 7 Haziran seçimleri öncesinde olduğu gibi bir ‘Demokrasi Kahramanı’ olarak parlatılırken,  millet, AKP’nin FETÖ ve PKK terörünün üzerine bütün hışmıyla gittiğini gördü ve kararını buna göre verdi.
Hatırlanacağı gibi, sayın Kılıçdaroğlu Afrin Harekatı sırasında askerimizin Afrin’in içine girmemesini istemişti! Ordumuz Afrin’e girdi ve terör örgütünü buradan temizledi. Millet elbette bunu da not etmiştir. AKP seçimlerden hemen önce de Kandil Harekatını başlattı. Bu suretle, her ne kadar Suriye’de, PKK/PYD’nin destekçisi ve Suriye’nin bu duruma gelmesinin sorumlusu olan  Amerika ile işbirliğini sürdürse de, PKK’yı yok etmekte kararlı olduğu görüntüsünü verebildi.
Söylemleri ile PKK’ya açıkça destek veren HDP’li milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırıldığını ve bunların yargılanarak mahkum edildiklerini de hatırlayalım! Keza, PKK’ya açıkça destek verdikleri anlaşılan HDP’li Belediye Başkanları görevlerinden alındılar ve yerlerine kayyumlar atandı.
CHP, ‘Halkın seçtikleri görevden alınıyor’ gerekçesiyle bu uygulamalara da karşı çıktı!
Atatürk’ün Partisi, Atatürk döneminde gerçekleştirilen Dersim Harekatı ile ilgili olarak o dönemi sorgulayan bir tavır içine girdi!
CHP yetkililerinden, Ermeni Soykırımı iddialarının araştırılması için Meclis’te bir komisyon kurulacağı vaadini de duyduk!
Cumhurbaşkanı adayı sayın Muharrem İnce’nin seçim çalışmaları sırasında sık sık ‘Kürt Sorunu’ kavramını kullandığını da hatırlayalım! Sayın İnce, mealen şu sözleri söylemişti: “Bir arada mı yaşayacağız? Yan yana mı yaşayacağız? Ayrı ayrı mı yaşayacağız?”
Bu soruları sormak, Milli Devlet yapımızı tartışmaya açmak demek değil midir? Yani, şimdi Kürt vatandaşlarımız ayrılmak isterlerse buna rıza mı göstereceğiz? Dünyanın neresinde böyle bir  şeye izin verilir? Ayrıca, biz iç içe geçmişiz. Bizi kerpetenle bile birbirimizden ayıramazlar. Sayın İnce tutmuş,  bu lafları ediyor!
Ayrılmaya karar verdiğimizi düşünelim: Nasıl ayrılacağız? Bu mümkün mü? Anadilde Eğitimin olamayacağı konusunda, bunu  gerçekleştirmek için girişilen çabaların ülke barışına değil, kaosa hizmet edeceğini defalarca yazdık. İşlenmiş bir dil olmayan Kürtçeyi eğitim dili yaparsanız Fizik, Kimyayı Kürtçe nasıl öğreteceksiniz?  Diyelim ki, kör topal bunu başardınız; peki, ayrılıkçılar burada duracaklar mı?  Bu bizi “İki Dil İki Millete” oradan da ayrı devletlere götürmez mi? Diğer taraftan böyle bir şey mümkün mü? Amerika tarafından desteklense bile, Türkiye, İran, Irak ve  Suriye tarafından kuşatılmış bir ‘Proje Devlet’ bu coğrafyada varlığını sürdürebilir mi?
Tabii ki, sürdüremez. Fakat önemli olan bu değil ki, önemli olan Amerika’nın KAOS Planlarının sürmesidir! Kürtçüler ve onları destekleyenler de buna hizmet etmektedirler.
Efendim, HDP Meclis’e giremezse Kürtler Meclis’te temsil edilemeyecekmiş!
Bu görüş PKK ve HDP’yi  meşrulaştırmak değil de nedir? Kürt vatandaşlarımız Meclis’te temsil edilmiyorlar mı?  Bugün Meclis’te temsil edilen partilerde, HDP dışında Kürt vatandaşımız yok mu?  Ayrıca şunu da hatırlatalım ki, Doğu ve Güneydoğu’da yaşayan vatandaşlarımız bugün düne göre çok daha huzur içindedirler. Özellikle şehirlerimizdeki terör olayları yok denecek düzeye inmiştir. PKK militanı, bacak kadar çocukların “Kepenkleri kapatın” emrine zorunlu olarak uyan ve o günkü kazancından mahrum kalan esnaf bugün ticaretini güven içinde yapmaktadır. Bu durum bölge turizmini de muhakkak ki, geliştirecektir. Bu da bölge halkının refahına hizmet edecektir.
Sayın İnce Kürt Sorunu var derken ve ‘yan yana mı yaşayacağız, ayrılacak mıyız’ gibi saçma bir çözüm önerirken, dün Kürt Sorununu çözmek için kolları sıvayan, Açılım Süreci başlatan sayın Erdoğan, bugün artık Kürt Sorunu yoktur diye konuşmaya başlamış; bu durum da, dünü unutan milletin tercihinde etkili olmuştur.
Sayın İnce’nin  ağzından bizzat televizyonda duyduğumuz bir söylem var ki, seçildiği takdirde bu ülkenin milli menfaatleri doğrultusunda bir politika uygulayacağı konusunda bize güven vermemiştir. Sayın İnce, iki kez, Kuzey komşumuz olan Rusya’nın şimdi artık Güney komşumuz da olduğunu, “Türkiye’nin  Rusya tarafından kuşatıldığını” söyledi!
Bu nasıl bir basirettir. Türkiye, Rusya ve İran işbirliği sayesinde bugün Afrin’de değil miyiz? Rusya izin vermemiş olsa Suriye hava sahasında uçak uçurabilir miydik?
Amerikan planları Rusya ve Bölge Devletlerinin işbirliği sayesinde bir ölçüde başarısız kılınmadı mı? Türkiye asıl, Amerika’nın tehdidiyle karşı karşıya değil mi?
Sayın İnce Çin’den söz ederken, bu ülkenin büyük bir  ekonomik gelişme yakaladığını fakat demokrasisinin geri olduğunu söyledi ve bizim yönümüz Batı dedi!
TÜSİAD Çin’in yükselen bir yıldız olduğuna dikkat çekerken, İngiltere politikasında etkili bir kurum olan Chatham House’un başkanı bile  Çin ve Hindistan ekonomilerinin G7 ülkelerini geride bıraktıklarını söylerken,  bu ülkenin kaderinde söz sahibi olmak isteyenler Batı ile ilişkilerimizi sorgulamak zahmetine bile katlanmıyorlar!
Türkiye Atatürk’ten sonra Batı’nın vesayetine girdiği için, hâlâ daha dünyayı Batı’dan ibaret sanıyor! Fakat ekonomik mecburiyetler bizi, Batı ile ilişkilerimizi sorgulamak noktasına getirecektir. Çünkü ekonomik zorluklarımızı Batı ile işbirliği yaparak aşmaya çalışmayı sürdürdüğümüz takdirde, bu coğrafyadaki varlığımızı sürdürmenin mümkün olmadığı görülecektir. Ayrıca şunu da ifade edelim ki, Türkiye, bize demokrasi diye yutturulan bu sistemi bir an evvel sorgulamak zorundadır. Bu sahte bir demokrasidir. Halkın gerçek anlamda söz sahibi olmadığı bir sistemdir.
Günümüzün siyasî partileri “Menfaat Odaklı” siyasetin merkezi durumuna gelmişlerdir. Bunu önlemenin çaresi, vatandaşların yerel yönetimlerde daha fazla söz sahibi olmalarıdır. Çünkü demokrasi yerel yönetimlerden başlar. Önce mahallemizin yönetimi konusunda söz sahibi olmalıyız. Muhtarlık müessesesi artık çağın gerisinde kalmıştır. Bunun yerine Mahalle Meclisleri kurulmalı, bunlar kurumlaşmalı ve mahalleli bu meclisler vasıtasıyla Belediyeler üzerinde etkili olmalıdır. Beğenmediğiniz Küba’da halkın mahalle meclisleri vasıtasıyla yönetime katıldıklarını hatırlatalım! Bizim cici demokrasimizde ise vatandaş sadece figürandır!

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı buraya girin