whatsapp

AMERİKA KAYBEDİYOR! (2)

AMERİKA KAYBEDİYOR! (2)

Astana ile başlayan ve Soçi zirvesi ile devam eden sürecin bölgemizdeki olumlu yansımalarını görüyoruz. Amerika kaybediyor!
Rusya, İran ve Irak’la yapılan işbirliğine Suriye de katılırsa, kısa zamanda umulmadık gelişmeler olabilir. Bu işbirliğinin olumlu sonuçları Amerika’yı ve içimizdeki Amerikancıları panikletmiştir. Nitekim, Başkan Trump’ın, Cumhurbaşkanımızla yaptığı telefon konuşması da bu paniğin bir sonucudur.
PYD’yi bakalım daha ne kadar savunabilecekler? Türkiye, Bölge Devletleri ile işbirliğini daha da sıkılaştırdığı takdirde, Barzani’nin başına gelenin PYD’nin de başına geleceği muhakkaktır.
Bu arada, CHP Genel Başkan Yardımcısı sayın Öztürk Yılmaz’ın, Suriye’de çaresiz kalan Amerika ile yakınlaşmamız önerisinin izaha muhtaç olduğunu belirtmeliyiz. Hâlbuki, Bölge Devletleriyle yapılan işbirliğinin olumlu sonuçları görüldükten sonra, CHP’den, Suriye ile de bir an önce masaya oturulmasını talep etmeleri beklenirdi!
İktidar geçmişte çok vahim hatalar yaptı. Ancak, bugün bunlara takılıp kalmanın bir yararı yoktur. Seçimlere kadar ülkeyi bu iktidar yönetecektir. Amerika, iktidarı devirme hesapları içindedir. Fakat bu defa hesaplarını tutturamadılar!
Amerika’nın Türkiye’ye karşı başlattığı Soğuk Harp’in sebebi, sanıldığı gibi, Erdoğan değil, Bölgemizde, Amerika’ya rağmen yaptıklarımızdır! İktidar, PKK Açılımı’ndan vazgeçerek, devletin bütün gücüyle PKK’nın üzerine gitmeseydi, FETÖ ile mücadeleye girişmeseydi, Rusya, İran ve Irak’la işbirliği yapmasaydı, Şangay İşbirliği Örgütü’ne katılmaktan söz etmeseydi, Amerika, Rıza Sarraf Davası ile karşımıza çıkar mıydı? Bu davanın bir siyasî dava olduğu görülmelidir.
İktidarın, “carî açığın temel sebeplerinden biri olan, Kemal Derviş’in belirlediği iktisadî modeli sürdürmesine, idarî sistemimizde yapmak istediği Millî Devlet yapımızı kökten etkileyecek yapısal değişiklik tasarılarına, ideolojik tasarruflarına” karşı çıkılmalı; fakat, Bölge Devletleri ile işbirliği desteklenmelidir.
Ne yazık ki, Ana Muhalefet Partimiz Kemal Derviş’in ekonomik politikalarına seçenek bir Millî Ekonomi Modeli ortaya koyamamaktadır! Bize düşmez fakat hatırlatalım: Almanya’nın en önemli siyasî dergilerinden Der Spiegel bile, “ABD’nin IMF ve Dünya Bankası ile kurduğu dünya ekonomik sisteminin iflâs ettiğini belirtiyor ve yükselen yıldızın Çin’in uyguladığı Karma Ekonomi Sistemi” olduğuna işaret ediyor!
Unutanlara ve başta ‘Atatürk’ün Partisiyiz’ diyen CHP’ye hatırlatmak isteriz ki, dünyada Karma Ekonomi Sistemini başarı ile ilk uygulayan ülke Atatürk’ün Türkiye’siydi!
Katı bir Sosyalist Ekonomi Modeli ile açlığın eşiğine gelen Çin, 1978’den itibaren, Atatürk’ün Plânlı Karma Ekonomi siyasetini uygulayarak bu olağanüstü başarıları elde etmiştir! Biz ise, II. Dünya Harbi’nden sonra, Küçük Amerika olmak sevdası ile, Plânlı Karma Ekonomi siyasetini rafa kaldırmıştık!
Bugün ülkemizin temel sorunu; seçenek üretemeyen bir Ana Muhalefettir. Şu son NATO tatbikatında, Batılı ‘dostlarımızın’ yaptıkları terbiyesizlik konusunda bile, CHP çelişkili bir tavır sergilemiştir. CHP Genel Başkanı, yaptığı açıklamada, “NATO’nun bu tavrı kabul edilemez bir durumdur” demişti. Fakat birkaç gün sonra, sayın CHP Grup Başkanvekili Engin Altay, “NATO’nun bu çirkinliğinin sebebinin, iktidara dolaylı destek verilmesi olduğunu” iddia etmişti!
Geçen yazımızda, iktidar yanlısı bir gazeteci olan sayın Ardan Zentürk’ün, 30 Ekim tarihli, Atatürk hakkındaki takdire değer yazısından söz etmiştik. Muhafazakâr bir yazarın Atatürk hakkındaki bu değerli tahlili büyük yankı yaptı. Fakat bununla kalmadı; Cumhurbaşkanının 10 Kasım’da yaptığı Atatürk övgüsü ve AKP tabanında, Atatürk’ün şimdiye kadar olmadık bir şekilde sahiplenilmesi tartışmaları daha da alevlendirdi.
CHP sözcüleri, iktidarın Atatürk’ü sahiplenmesi konusunda ‘samimiyet testinde’ ısrarlı olsalar da, bu önemli bir gelişmedir. Nitekim, Aydınlık’ta Rıza Zelyut da, samimiyet meselesine değindiği bir yazısında, şu olumlu değerlendirmeyi yapmış: “Türkiye son 3 yılda iç ve dış şartların dayatması sonucunda yeni bir aşamaya geldi. CIA ürünü Fethullahçı örgüt ile destekçisi Erdoğan arasında iktidar kavgası çıktı. Ve Erdoğan bunlara karşı savaş açmak zorunda kaldı. Sonra CIA’nın diğer örgütü PKK’ya karşı savaş başlatıldı. Ne yapalım? Erdoğan yıpransın diye PKK’nın ve FETÖ’nün yanında mı duralım? Bunlardan çok daha önemlisi ise, Erdoğan’ın Atatürk’e sahip çıkan bir çizgiye gelmiş olmasıdır. Muhalefet isyanlarda: ‘Efendim, 2019’da seçim var ya; Atatürkçüleri kandırmaya çabalıyor!’ Olabilir. Senden oyunu zorla alacak değil ya.”
Sayın Zelyut, Atatürk’ü sahiplenmenin AKP tabanındaki muhtemel yansımalarına ise şöyle değinmiş: “Erdoğan’ın bu dönüşümü, Atatürk’e şimdiye kadar uzak duran kesimlerin onu kabul etmeleri sonucunu yaratabilir!”
Bu görüşe biz de katılıyoruz. Atatürk’ün, “Türk Milleti’ni Birleştiren Kurucu Lider” olarak, Atatürk ismini telâffuz etmekten kaçınanlar tarafından bile kabulü önemli bir gelişme değil midir? Diğer taraftan, millî günlerimizde, Cumhurbaşkanı o güne ait mesajında, Atatürk ismini telâffuz etmeyince, ‘Yine Atatürk demedi’ diye eleştiren muhalefetin, artık Atatürk denildiği hâlde, ‘Samimî Değil’ eleştirisi yapması çelişki değil midir?
Ülkemiz bugün, Batı’nın ve özellikle, dünkü ‘Sahte Müttefikimiz’ Amerika’nın asimetrik taarruzu ile karşı karşıyadır. Devran dönmüş; II. Dünya Harbi sonrasında, Amerika’nın başlattığı Soğuk Harp’te, Sovyet Rusya’ya karşı, Amerika’nın yanında yer alan ülkemiz, bugün yine bir Soğuk Harp’in içinde fakat bu defa Amerika’nın karşısında yer almaktadır!
Emekli Tuğgeneral Nejat Eslen, Merkezi Irak Hükümeti’nin, Barzani’nin gayrimeşrû Bağımsızlık Referandumundan sonra yaptığı bir değerlendirmede, Amerika ile bozulan ilişkilerimize şöyle değinmiş: “ABD, Gümrük ve petrol gelirlerinin Bağdat’a dönecek olmasından endişe duyuyor! Türkiye, İran ve Irak’ın ilk defa birlikte hareket etmesi ABD’yi endişelendirdi. Türkiye yanlışlarından dönüyor. Bu noktadan sonra ABD’den baskı beklenmelidir. Türkiye bu baskılara direnmelidir.”
Bu arada, Irak’ın, Barzani bölgesinin dışından, Seyhan’a yeni bir petrol boru hattı döşediğini de hatırlatalım!
Amerika yenilmez değildir. Nitekim, İran ve Irak’la yaptığımız işbirliği de bunu göstermiştir. Fakat, bu işbirliğinin yanında, güçlü bir İç Cephenin de oluşturulması gerekir ki, bu konuda iktidar çok büyük bir sorumlulukla karşı karşıyadır.
Birçoklarımızın bugüne kadarki yanlış ezberlerinin, ‘Kesin Doğrular’ olduğuna dair inançları hâlâ daha sürmektedir. Aydınlarının kafası bu kadar karışık bir ülkede, İç Cephe’nin güçlendirilmesi pek o kadar kolay bir şey olmasa da, iktidar, Bölge Devletleri ile yapılan işbirliği sayesinde elde ettiğimiz kazanımları millete anlatabilir ve daha uzlaşmacı ve kucaklayıcı bir üslup sürdürürse, bu pekâlâ başarılabilir. ./…

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

  • ÇOK OKUNAN
  • YENİ
  • YORUM