Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Muazzez TOĞRUL
Muazzez TOĞRUL

Yarayı Kaşıyanlar

İnsanların görünmeyen yaraları vardır. Bu yaralar sonradan oluşur. Yani yaralarımızı doğuştan getirmiyoruz.

Yaş aldıkça, yaşanmışlıklar bazen iyi bazen kötü izler bırakır. Bu yaşanmışlıklara anı hatıra da denilebilir.

Yaralar soyuttur elle tutulup gözle görülmeyebilir. Yaraların görülebilmesi için zaman gerekebilir.

İlk tanıştığınız insanlar sizin yaralarınızı göremeyebilir. Zaman geçtikçe ve paylaşım arttıkça yaralar görünür olur.

Evlisinizdir çocuğunuz olmayabilir. Bu toplumda yara olarak kabul edilir. Çocuk lafı geçince bakışlar, imalar kişileri üzebilir.

Okul bitmiştir. İşe giremeyip kendinize bir gelecek kurmanız gereken yaşta hala ailenizle yaşıyor olabilirsiniz. Böyle bir durumda ailenizin” Bir iş bulamadın mı?” sorusu bile can yakabilir.

Yolunda gitmeyen bir evlilik biter. Konu, komşu, eş, dost bunu bir eksiklik gibi görebilir. Çevrenizdekiler kendi evliliği mükemmelmiş gibi nispet yapabilirler.

Bir de parası, pulu, malı, mülkü, makamı ile üstünlük taslamaya çalışan grup vardır. Bu görgüsüzlüğe söylenecek söz bile yoktur.

Benim anlatmaya çalıştığım bilerek yara kaşıyanlardır. Hassasiyetlerinizi bile bile imada bulunanlardır.

Bir arkadaşım hayatımın önemli bir dönemecinden geçerken bana şöyle demişti:

“Yakından gelen taş daha çok acıtır.”

Çok doğru bir söz. Çünkü en yakınlarınız sizin yaralarınızı bilir ve onlar daha çok can yakabilir.

Burada şunu hatırlatmakta fayda var, yazdıklarım toplumda edindiğim gözlemlerime dayanmaktadır. Yazdıklarımdan kimse kendine pay çıkarmasın ya da herkes kendine pay çıkarabilir. Yani hiç kimseye gönderme yapmıyorum. Gönderme yapanları da basit buluyorum.

İnsan bazen farkında olmadan bir yaraya dokunabilir.

Asıl benim kastettiklerim bile bile yarayı kaşıyanlaradır. Bunu huy edinmiş düşük seviyeli çok insan vardır. Kendi kafasında üstünlük kurabilmek için sözüm ona zor zamanlarda falan ortaya çıkıp destek olmaya kalkarlar. Bunlara sahte dost denebilir. Zor zamanlardan geçerken gelenler kendi egosunun peşindedirler. Bunun başka açıklaması var mıdır?

Bırakın kardeşim başkalarıyla uğraşmayı; herkes kendine baksın. Kendiyle barışık insanın başkasıyla derdi olmaz.

Kitap okuyun, müzik dinleyin, film izleyin, yürüyün, koşun ne bileyim kendi işinize bakın.

Etrafınızdaki insanları rahat bırakın. Bizim toplumumuz birbiriyle uğraştığı sürece gelişemez.

Haberlere bakın koca koca bürokratlar ülkenin ekonomisini falan bırakıp birbirlerinin özel yaşantısıyla uğraşıyorlar. Herkes kendi işine gücüne baksa toplum gelişir ülke bambaşka yerlere gelir.

Küçücük çocuklar bile yetişkinleri taklit ede ede büyümüş de küçülmüş gibiler. Ebeveynleri kadar olmasa bile onlarda birbirlerine karşı çok acımasız olabiliyorlar.

Öğretmenliğimin ilk yıllarında sınıf başkanı konuşanları tahtaya yazardı. Adının karşısına eksi konulur. Eksiler de ders içi performans notunu etkilerdi. Bir kere günah keçisi olundu mu, sınıfta bir olay olsa hemen akla eksiyi alanlar gelirdi.

İnsan enerjisini kendine vermelidir. Mevcut enerjimizi de kendimizi geliştirmeye harcasak fena mı olur?

Yunus Emre ne güzel demiş” Ben gelmedim dava için, benim işim sevi için, dostun evi gönüllerdir, gönüller yapmaya geldim.”

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER