Parayı İzle

Ülke gündemimiz o kadar hızlı değişiyor ki takipte zorlanır olduk. Her güne yeni bir yolsuzluk ve hırsızlık haberleriyle başlıyoruz. Bütün bunların en baş suçlusu para!.. Öyle anlaşılıyor ki paranın yaptıramayacağı kötülük yok gibi. Şöyle geriye doğru hafızamızı yokladığımızda “yeni doğan çetesi operasyonu, fenomenler operasyonu, sahte vatandaşlık operasyonu, kaçakçılık operasyonları, faili meçhul operasyonları…” Bu liste uzadıkça uzuyor… […]

Parayı İzle

Ülke gündemimiz o kadar hızlı değişiyor ki takipte zorlanır olduk. Her güne yeni bir yolsuzluk ve hırsızlık haberleriyle başlıyoruz. Bütün bunların en baş suçlusu para!..

Öyle anlaşılıyor ki paranın yaptıramayacağı kötülük yok gibi. Şöyle geriye doğru hafızamızı yokladığımızda “yeni doğan çetesi operasyonu, fenomenler operasyonu, sahte vatandaşlık operasyonu, kaçakçılık operasyonları, faili meçhul operasyonları…” Bu liste uzadıkça uzuyor… En son olarak da fon vurgunuyla 455.000 kişinin soyulması operasyonu… Dedim ya bütün bunların baş sorumlusu para…

Suçun öznesi haline gelen parayı icat eden Lidyalıları yargılamak geliyor aklıma. Dünyadaki para kaynaklı tüm suçları onlara yükleyerek bu işten sıyrılabilir miydik bilmiyorum.

Öncelikle şunu sorgulamamızın daha doğru bir yaklaşım olacağını düşünüyorum: Toplumu böylesi açgözlülüğe iten ve de teşvik eden nedenler nelerdir? Bunun üzerinde konuşulması gerektiği kanaatindeyim. Toplumsal kötülüğün sıradanlaştığı bir zaman dilimindeyiz.

Bir ülkede gelir dağılımı, çalışanlar ve üretenler aleyhine bozulduğu sürece gayriahlaki ve gayrimeşru olaylar ve yöntemler harekete geçer. Günden güne yoksullaştığını, bunun yanında gerek siyasetten gerekse de kanuni boşluklardan yararlanarak zenginleşenleri görenler, kendilerini sorgulamaya ve neden ben de denemeyim, demeye başlarlar. İşte tam da burada kanun koyucunun görev ve sorumluluğu devreye giriyor; Vatandaşın suç işlemesinin önündeki yolları kanunlarla tıkamak…

En son meydana gelen 892 milyarlık fon vurgununun içinde siyasetten kişilerin olduğu konuşuluyor. İki-üç ayda milyar kazandığı söylenen siyasetçilerin topluma ahlak dersi verdiği videoları sosyal medyayı sallarken sıradan vatandaşın kendini nasıl hissettiğini hiç düşündünüz mü?

20’li, 30’lu yaşlarda olup lüks içinde yaşayanların ne ürettiklerini neden sormayız? 200 milyar değerindeki lüks araçlar 26 bin liraya elden çıkarılıyorken aklımıza hiçbir şey gelmiyor mu? Evlerinde kilolarca altın bulunan bürokratların bunu nasıl elde ettikleri sorgulanmaz mı?

Anlayacağınız üretenin, asgari ücretlinin ve emeklinin günden güne yoksullaştığı bir ülkeye dönüştük. Yoksulluğun sıradanlığına bir de yolsuzluk eklendi…

Gelir dağılımını düzeltmediğimiz sürece bu sarmalın içinden çıkamayız. Bunun için de paranın izini takip edecek bir mekanizmaya ihtiyacımız var. Birileri hoşlanmayacak olsa da “Nereden Buldun” yasasını çıkarmak zorundayız. Herkes kazandığı her kuruşun hesabını anlı açık başı dik bir şekilde devlete verebilmeli. Kazancımız ve vicdanımız temiz olmak zorunda.

Bu ülkede herkese yetecek kadar kaynak ve zenginlik var. Yeter ki onu adil ve emek ölçüsünde topluma dağıtabilelim. Birileri yatağa aç girerken, “kazanmak için her yol mübahtır” diyen zihniyetle mücadele etmek zorundayız.

Son olarak şunu da söyleyelim: Siyaset ve makamlar zenginleşme aracı olmaktan kendini kurtarmalı ki kaybolan itibarını geri kazanabilsin.

Exit mobile version