Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Yakup GÜLAÇTI
Yakup GÜLAÇTI

Maden Her Şey Mi?

Son günlerde Karadeniz, özellikle de Giresun bölgesinde yürütülmek istenen madenciliğe karşı bölge halkının verdiği mücadeleden bahsederken bu konuda bazı hatırlatmaları yapmak zorundayız. Doğalarını yok edecek vahşi madenciliğe karşı mücadele içinde yer alan yurttaşlarımızın hiçbiri vatan haini değiller. Bu insanlar, bugünlerini olduğu kadar geleceklerini de düşünen vatanseverlerdir… Ağaçlarını kestirmemek, zeytinlerini söktürmemek, su kaynaklarının kurumasına engel olmaya çalışmak, bunun için mücadele etmek ne zaman vatan hainliği oldu?

Ülkemizde, madenlerimizin çıkarılmasına karşıymış gibi gösterilmeye çalışılan insanların asıl meselesi, madenciliğin bilimsel gerçekler doğrultusunda yapılması, doğaya ve çevreye zarar verilmemesidir. Türkçemizde güzel bir tabir vardır: “Attığı taş ürküttüğü kurbağaya değmemek” şeklinde kullanılan bu deyim, bir işten elde edilen faydanın, o iş için harcanan çaba, emek veya yol açtığı zarardan daha az olması durumunu ifade eder. Yani yerin altındakini çıkarırken yerin üstündeki her türlü yaşamı yok etmenin insanlığa bir yararı olmaz. Ormanları keserek, zeytin ağaçlarını sökerek geleceğimizi de yok ettiğimizi ne zaman anlayacağız?

Son yıllarda Karadeniz bölgesindeki iklimsel değişiklikleri sanırım hepimiz görüyoruz. Nisan ayında yağan kar ve ardından yaşanan don olayları ekonomik anlamda felakete dönüşmeye başladı. Giresun ekonomisi için fındık, bir üründen çok daha ötesidir. Yani bölgenin şah damarıdır.

Bölgede yaşanacak bir don felaketi sadece fındığı yok etmekle kalmaz. Yoksulluk, beraberinde birçok sosyal soruna da doğurur. Anlayacağınız, doğa kendine zarar vereni cezalandırır.

Bol yağış alan Karadeniz bölgemizde içme suyu sıkıntısı çekildiğini biliyor musunuz?

Sahil yolu projesi yapılırken yörede açılan taş ocaklarının kaynak sularımızı yok ettiğini gördük. Denizle arasına yükselti çekilen sahil kasabalarımız yaşanmaz hale geldiler.

Ülkemizin madenlerini çıkarma konusunda oldukça tecrübeli kuruluşlarımız var, onları tek yetkili kılabilir, gerekirse özel sektörle iş birliği için izinler verilebilir.

Bugüne kadar Lozan Antlaşması’nın yeraltı zenginliklerimizi çıkarmamıza engelmiş gibi gösteren cahillerin, yabancıların doğamızı delik deşik etmesine, kârını alıp pisliğini bize bırakmalarına neden karşı çıkmadıklarına bir anlam veremiyorum.

Kendi ülkelerinde maden aramanın çok yüksek maliyeti olduğunu bilen emperyal güçler, gelip bir tane de yerli işbirlikçi bulup dağımızı taşımızı köstebek yuvasına çevirerek ülkemize ihanet ediyorlar.

Bir bölgenin maden sahasına dönüştürülmesi bu denli kolay olmamalı. Bu işin bilimsel raporları, gerçek manada uzmanların çok yönlü araştırmalarıyla hazırlanmalı. Adeta “çökme” denebilecek hızla yapılan kamulaştırmalarla insanları doğdukları topraklardan uzaklaştırmak, sizlere çok para kazandırabilir ama tarımsal yoksulluğumuzu da artırır. Sırtınızda para çuvalıyla yürürken bulamadığınız suyun, yiyeceğin aslında ne denli kıymetli olduğunu anlarsınız ama vakit çok geç olur, parayla alacak suyu da bulamazsınız.

Kızılderili Atasözüyle bitireyim yazımı: “Son ırmak kuruduğunda, son ağaç yok olduğunda, son balık tutulduğunda; beyaz adam paranın yenmeyecek bir şey olduğunu anlayacak.”

Gelin bu sonları yaşamak zorunda kalmadan bir kez daha düşünelim…

Başka ülkemiz yok bizim…

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER