• DOLAR
    7,5575
  • EURO
    8,9826
  • ALTIN
    474,05
  • BIST
    1,1843

SORUN KÜRT SORUNU DEĞİL! (1)

SORUN KÜRT SORUNU DEĞİL! (1)

Bizim ‘özgürlükçülerin’ ‘gerilla’ diyerek yücelttiği teröristler, terör eylemlerine yeniden başladılar. Türkiye Partisi olduğunu iddia eden HDP, terör örgütünün Irak’ın Kuzeyindeki üslerine yönelik hava bombardımanlarının durdurulması için BM’den, ABD, AB’den ve NATO’dan devreye girmelerini istiyor! Batılı ‘Dostlar’ PKK’ya yapılan operasyonlarda orantılı güç kullanın, açılım görüşmelerine devam edin akılları veriyor!

AKP iktidarının bölücü harekete verdiği tavizler ve bu yüzden, vatan topraklarının bir bölümünde kurulan yasa dışı hâkimiyetin hesabının sorulmasını istemekten vazgeçecek değiliz. Oslo görüşmelerindeki MİT temsilcisinin, PKK temsilcilerine “Şehirlerimizi silâh deposuna çevirdiniz” sözlerini de unutmadık. Nitekim, MGK’ya sunulan raporda da, PKK’nın, sözde ‘çekiliyoruz’ dediği dönemde;  Güneydoğu’ya 80.000 silâh depolandığı belirtiliyor! PKK karşısındaki zaafları eleştiriyoruz. Lâkin, bugün,  PKK’ya karşı verilmekte olan mücadelenin milletçe desteklenmesi gerektiğine inandığımızı da belirtmeliyiz. Bu eli kanlı terör örgütü mutlaka bitirilmelidir. Televizyonlarda ve basında açıkça PKK propagandası yapanlar hakkında da hukukî süreçler başlatılmalıdır.
AKP iktidarı, bugüne kadar çok vahim hatalar  yaptı. Emniyet istihbaratı F TİPİ’ne teslim ederek, istihbaratta sebep oldukları zafiyet, bunun en önemlilerinden birisidir. İşte peş peşe canlı bombalarla saldırılar düzenleniyor! Yeniden şehit cenazelerinin gelmeye başlaması, ‘Analar ağlamasın’ demagojisiyle desteklenmesi istenen, Batı’nın dayattığı Açılım politikalarının bir sonucudur. Düşünebiliyor musunuz;  bu öyle tuhaf bir Açılım Politikasıydı ki, Genelkurmay Başkanımız sayın Özel “Açılım sürecinin ne olduğunu bilmediğini” ifade etmişti!
Hiç, silâh bırakmayan bir terör örgütü ile açılım müzakereleri yapılır mı? Barış konuşulur mu? Asker kışlasına hapsedildi; alan hâkimiyeti PKK’ya bırakıldı; Kandil’in ve HDP sözcülerinin küstah, devleti tahkir edici açıklamaları sineye çekildi! Böylelikle, teröristlere müthiş bir psikolojik üstünlük sağlandı. Şimdi yeniden PKK ile mücadeleye başlandı!
Önce, AKP’ye oy veren seçmen bunların hesabını sormalıdır. Fakat ne yazık ki, Meclis’teki muhalefet, Cumhurbaşkanının tuzağına düşerek, eleştirilerinde, Cumhurbaşkanının milleti geren hırçın üslubunu örnek aldıklarından, AKP seçmeni savunma refleksine geçmekte ve  blok olarak partisinin arkasında durmaktadır!
Türkiye sadece bir Millî İktidar sorunu değil aynı zamanda bir de etkili muhalefet eksikliği sorunu   yaşıyor!
AKP iktidarının tarihimize bakışı sorunludur. Bu yüzden  en değerli yılları, PKK ile değil, Türk Kimliği ile mücadele ile geçmiştir. Emperyalizmin kontrolündeki Irkçı; Ayrıştırıcı ve  Bölücü  Kürtçü Hareket Kürtleri, ‘Büyük Kürdistan’ adı altında birleştireceğini ilân ederken, bu  iktidar, anayasamızda yer alan, barışçı ve birleştirici Atatürk Milliyetçiliğine, ‘Her türlü milliyetçilik ayaklarımın altındadır’ diyerek âdeta savaş açmış; okullarımızda Andımızın okutulmaması, Atatürk’ün  ‘Ne Mutlu Türk’üm Diyene’ vecizesinin ve devlet kurumlarına ait tabelâlardan ‘T.C’ isimlerinin kaldırılması gibi akla ziyan işlerle uğraşmıştır! Bu vahim yanlışlar, terör örgütü ve yandaşlarında ‘bastırdıkça alıyoruz’ anlayışının yerleşmesine sebep olmuştur.
Ya Ana Muhalefete ne demeli? Yeniden dizayn edilen Yeni CHP’de ulusalcılar artık  ‘bagaj yükü’ olarak görülüyor (Bakınız Murat Özçelik ve Ercan Karakaş’ın açıklamaları)! Terörün yeniden tırmandığı bugünlerde, CHP Gençlik Kolları ‘Dayanışma için’, Aynel Arap ‘Kantonu’na gitmek aymazlığını gösteriyor! APO posterlerinin dalgalandığı, HDP’nin  sözde Barış mitingine bazı CHP milletvekilleri de katılıyor!  Bunlar olacak iş mi?
Tam anlamıyla kara mizah örnekleri yaşıyoruz. Barışa kurşun sıkanlar Barış mitingi düzenliyor! Van’da, PKK’nın şehit ettiği Kürt kökenli Mehmetçiğin evine HDP’liler taziye ziyaretine gidiyor! Bizim anti emperyalist olarak tanıdığımız, bildiğimiz ‘SOL’, emperyalist devletlerin himayesindeki terör örgütünün mücadelesini destekliyor!  Bu durumda aklımıza ister istemez, Orhan Veli’nin “Sol elim, acemi elim, zavallı elim” mısrası geliyor.
Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın, 18 Aralık 1991’de, Refah Partisi Genel Başkanı Necmettin Erbakan’a verdiği bir raporda,  Cumhuriyetimizin kuruluş felsefesini  ve Millî Devlet yapımızı sorgulayan bir anlayışın hâkim olduğu görülüyor. Raporda özetle,  “Doğu veya Güneydoğu Sorunu olarak adlandırılan sorun aslında bir Kürt sorunudur” denilerek özetle şu tavsiyelerde bulunulmuş: “Türkiye’de 75 yıldan beridir resmî ideolojinin Kürt meselesinde inkârcı, asimilâsyoncu, baskıcı davrandığını açık seçik söylemeli ve resmî ideolojiyi yüksek sesle sorgulayabilmeliyiz. Türkiye’de dileyen herkesin kendi anadilinde eğitim-öğretim yapabilmesini, kitle iletişim araçlarından yararlanmasını savunmalıyız (Vatan gazetesi 27 Aralık 2007)!
Daha 1990’larda savundukları görüş işte bu! Tarih bilinci olmayınca;  bu devletin hangi fedakârlıklarla kurulduğu bilinmeyince, bu devletin çimentosu olan  Türk Kimliğinin önemi kavranamamakta ve iktidara böyle bir anlayış hâkim olduğunda da,  Batı’nın himaye ettiği ve tırmandırdığı Kürt Ayrılıkçılığı,  devlete ve millete kafa tutacak boyutlara ulaşabilmektedir! Devlet zaaf kabul etmez. Millî bir devlet yapımız olsaydı,  bir terör örgütü bu kadar süre varlığını sürdüremezdi.
Bunca taviz verildikten, örgüt bu kadar şımartıldıktan sonra, ‘Kürt Sorunu yoktur’ demek aşamasına gelinmesi yine de önemlidir. İktidar cenahından, hâlâ daha, Türk Kimliğinin önemini ifade eden gür bir ses duyamasak bile, yakında bunun da olacağını ümit etmekteyiz. Çünkü iktidar devleti tanıdıkça; bu devletin düşmanlarını tanıdıkça  söylem değiştiriyor. Hâlbuki, iktidara gelen partiler bu donanıma, bu bilince sahip olmalıdır. Bu bilince sahip olmayan anlayışların iktidara gelebilmesi demokrasimizin  çok vahim bir eksikliğidir. Batı’da partiler iktidara gelir, iktidardan giderler. Fakat kimse devletle kavga etmeyi, Millî Bürokrasiyi yok etmeyi düşünmez bile!
Türkiye, Batı emperyalizminin hedefidir. Alman istihbaratçısı Udo Steinbach, bir konuşmasında bunu açıkça ifade etmiş:  “Sorun, Atatürk’ün bir Paşa fermanıyla yarattığı yapay bir ürün olan Türk Devleti ve Türk Milletidir.  Sorun, Kemalizm ve Kemalizm’in Milliyetçilik ilkeleridir. Böyle bir Millet yoktur.  Olmadığını, Türkiye’de yaşanan Kürt-Türk, Müslüman-Lâik, Alevî-Devlet çatışmalarında görmekteyiz!”
Bu zata sormak gerekir:  “Kardeşim bizim sorunumuzdan size ne? Dünyanın bütün sorunlarını siz mi çözeceksiniz? Ayrıca sizin çözdüğünüz, gerçek bir tek sorun var mı?”
Yarattıkları sorunlardan beslenenler hiç sorun çözer mi?
 Bunların yegâne amacı, sorun çözmek görüntüsü altında kaos tohumları ekmektir. Ne yazık ki, emperyalizmin denetimindeki Sivil Toplum Örgütleri ve Vakıfların ‘Barış; Demokrasi, İnsan Hakları’  makyajlı  söylemleri Millî bilince sahip olmayan Batı hayranı aydınlarımızı avlamakta; kaos tohumları  aydınlarımızın eli ile bu topraklara ekilmektedir!
 Evet, emperyalist ‘dostlarımızın’ hedefi, bu coğrafyada, Türk Kimliği altında  barış içinde yaşayabilmemizi sağlayan Millî Devleti yok etmektir. Ne  yaman bir çelişkidir ki, sözde barış için  mücadele eden gafiller, emperyalizmin yönlendirmesiyle, ‘Barışın önündeki en büyük engel olarak gördükleri’ Millî Devlet yok olduğunda, nasıl bir kaos içinde yüzeceğimizi  görebilmekten bile acizler! Bunları  anlatacak bir Millî Devletimiz yok! Yaşadığımız felâketin farkında olan Tarih Bilincine sahip bir avuç aydın ve siyasetçinin ise seslerini duyurabilecekleri vasıtalar son derece sınırlı!
 Türkiye, Batı ile bağımlılık ilişkilerini sorgulamadıkça bu terör belâsından kendini kurtaramaz. Çünkü bu bağımlılık ilişkileri Türkiye’nin millî bir siyaset takip etmesinin önündeki en büyük engeldir. Türkiye bölge barışının ve iç barışın sağlanması için  komşu devletlerle ekonomik ve siyasî ilişkilerini güçlendirmek zorundadır. İktidar buna zorlanmalıdır.
Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

  • ÇOK OKUNAN
  • YENİ
  • YORUM