SURİYE’NİN BÖLÜNMESİNE HİZMET ETMEYELİM (2)

0
392

Rusya ve Bölge Devletleri ile işbirliğinin öneminin idrak edilememiş olması üzerinde duruyorduk. Medyayı ele alalım: Sayın Onur Öymen’in Ulusal Kanal’da katıldığı bir programdaki, “Yine arada sırada yandaş medyada bize danışılıyor. Fakat Merkez Medyada yokuz” sözlerini hatırlıyoruz! Ne yazık ki, ne Merkez Medya ve ne de Yandaş Medya Rusya, İran ve özellikle Suriye konusunda objektif davranmıyor. Millî menfaatlerimizin neler olduğunu görüp, buna göre değerlendirmeler yapamıyor. Gözleri iktidarda; iktidar ne söylerse papağan gibi onu tekrarlıyorlar. Bunun en somut örneğini Doğu Guta haberlerinde gördük. Şam’ın banliyösü olan Guta, 6 yıldır, Amerika’nın arkalarında durduğu, 25-30 bin kadar militana sahip Ceyşül İslâm ve el Nusra gibi, İslâmiyet’in yüz karası dinci terör örgütlerinin işgali altındaydı. Bunlar yakın zamana kadar burada, sivil halkı rehin tutuyor; Şam’a sürekli füze ve havanla saldırıyorlardı. Şam, kendi toprağı olan Doğu Guta’ya Askerî Harekât başlattığında, dünya ayağa kalktı! Yalan haber vermekle sabıkalı, AP ve Reuters gibi Batılı Ajansların Doğu Guta’ya ait katliam haberleri, Merkez Medya ve Yandaş Medya tarafından hiç sorgulanmadan kullanıldı. Doğu Guta’daki katliam haberlerini veren Merkez ve Yandaş Medyanın nedense, Suudi Arabistan’ın yoğun bombardımanı sonucu Yemen’de ölen çocuklar ve İsrail’in Gazze’de sürdürdüğü terör ve katliamlar umurlarında değil!
Afrin’den sonra Tel Rıfat’a operasyon yapılacağı bilgileri yayılmıştı. Ancak Rusya ve İran’ın karşı çıkması nedeniyle bu operasyon yapılamadı. Fakat bu arada bölgedeki muhabirlerden bir hayli Tel Rıfat hikâyeleri dinledik. Bunlara bakılacak olursa, Esad güçleri iki yıl önce burayı PYD’lilere teslim etmiş! Bunu özellikle vurguluyorlar. Çünkü Esad’ı PYD ile işbirliği içinde göstermek istiyorlar! PYD’nin asıl Ağa Babasının Amerika olması ne umurlarında! İktidar nasıl bakıyorsa onlar da öyle!
Şimdi, Milliyet’te, 29 Mart 2018 tarihli Tel Rıfat hakkındaki bir habere bakalım: “Suriye’deki iç savaşın başlamasının ardından, 2012 yılında Suriye Rejim güçlerinin çekildiği Tel Rıfat, aralarında Cephe-el Samiye, Birinci Alay, Fetih Tugayı, Sukur el-Cebel, Festakin gibi grupların içinde bulunduğu ÖSO unsurlarının oluşturduğu bir yönetim tarafından idare edildi. Kasım 2013 ile Ocak 2014 arasında kısa bir süre terör örgütü DEAŞ’ın işgaline uğrayan şehir, ardından tekrar ÖSO’nun kontrolüne girdi. Suriye rejimi ve Rusya tarafından Halep’in kuşatılması sırasında, yoğun bombardımana maruz kalan Tel Rıfat, Şubat 2016’da terör örgütü PYD/YPG/PKK tarafından işgal edildi. Bu işgalin ardından bölgede yaşayan halkın bir kısmı Azez’deki kamplara göç etmek zorunda kaldı.”
Demek ki, Suriye Devleti Tel Rıfat’ı PYD/YPG’ye terk etmemiş! Peki, bütün bu yalanlar niye?
Ne yazık ki, 4. Kuvvet olan medyanın hâli işte bu!
BARZANİ HATAMIZDAN DERS ALALIM!
Suriye’nin Kuzeyi’nde bir Askerî Harekât yapıyoruz. Bunda yerden göğe haklıyız. Çünkü Amerika’nın besleyip büyüttüğü PKK/PYD, burada Terör Kantonları kurmak ve Suriye’yi parçalamak peşinde. Türkiye buna elbetteki izin veremez. Çünkü buradaki PKK varlığı, aynı zamanda, ülkemiz için de büyük bir tehdit! Fakat, Suriye topraklarında yapacağımız Askerî Harekâtlar için, Suriye Devleti’ne bilgi vermek hattâ, Suriye Silâhlı Kuvvetlerinin sınırlı da olsa katılımı ile, harekâtı birlikte gerçekleştirmek daha doğru olmaz mı? Bu bize uluslararası alanda daha güçlü bir meşrûiyet kazandırmaz mı? Bu meşrûiyetin verdiği güçle, Suriye topraklarında işgalci olarak bulunan Amerika’ya ve Fransa ve İngiltere gibi hempalarına karşı elimiz çok daha güçlenmez mi? Fakat biz, sanki Suriye Devleti ile hiçbir zaman uzlaşmayacakmışız gibi, Suriye Devleti’ne karşı silâhlı ayaklanma başlatan ÖSO ile birlikte hareket etmeyi tercih ediyoruz! Suriye ile yapacağımız işbirliğinin Rusya ve İran’daki, bize karşı güvensizlik duygularını bertaraf edeceğini bile göremiyoruz! Yoksa bu umurumuzda değil mi?
Irak Merkezî Devleti’ni dışlayarak, Erbil’le kurduğumuz ilişki, Barzani’de bağımsızlık hayâllerinin güçlenmesine büyük katkı sağlamış ve bu da Barzani’yi, Kerkük’ü işgale ve Bağımsızlık Referandumu hatasına sürüklemişti. Fakat, bizim ve İran’ın desteğiyle, Irak Devleti’nin yaptığı askerî Harekât Kerkük’ü kurtardığı gibi, Barzani’nin de sonu olmuştu.
Irak örneğinde görüldüğü gibi, Bölge Devletleri işbirliği yaptıklarında sorunlar kolaylıkla çözülebiliyor!
ÖSO ile birlikte hareket etmemiz süreklilik kazandığında, Irak’ın Kuzeyinde olduğu gibi, bu kez, Suriye’nin Kuzeyinde bir devletçiğin meydana çıkması ihtimali nasıl göz ardı edilebilir? Bu durumun Rusya, İran ve Irak’la olan ilişkilerimizi etkileyeceği muhakkak olduğu gibi, Suriye Devleti ile aramızda sürekli bir gerginliğe sebep olacağı ve ayrıca, burada güç kazanacak selefî anlayışın, ülkemiz içindeki selefî grupları teşvik edeceği ve bunun da, ülkemiz için bir ulusal güvenlik tehdidi oluşturacağı gözden uzak tutulmamalıdır.
Sayın Cumhurbaşkanının, ‘Dinimizin Güncellenmesi’ konusundaki hassasiyeti ile, Suriye’deki Selefî gruplarla yapılan işbirliği bu bakımdan büyük bir çelişkidir.
Suriye Devleti ile uzlaştığımızda, Suriye’nin toprak bütünlüğü sağlanır; Bölge Devletlerinin işbirliği daha da pekişir; yıkıcı ve bölücü girişimlerde başı çeken Amerika, Suudi Arabistan, BAE, Ürdün, İngiltere, Fransa ve PKK/PYD de havalarını alırlar. Fakat bunun için, önce zihinlerdeki Batı hayranlığından kurtulmak ve Rusya ve Bölge Devletleriyle yapacağımız işbirliğinin önemini kavramak ve buna istekli olmak gerekir.
Cumhuriyet’te Aslı Aydıntaşbaş bir makalesinde Cerablus konusunda çok önemli bir uyarıda bulunmuş. Yazı özetle şöyle: “Suriye’de bir okulda, Türkçe konuşan Suriyeli öğretmen Afganistan’daki ‘burka’ benzeri bütün yüzünü örten bir çarşaf giymişti. Öğrenciler de keza, sadece gözleri görünebilecek şekilde çarşaflıydı. Cerablus’taki bir hastanede benzer görüntüler gördüm. Hastanede bir doktor tepeden aşağı simsiyah kapanmış. Gözlerini bile göremiyorsunuz. Sokakta, okulda, çarşıda zaten kadın görmek mümkün değil. Söz ettiğim, IŞİD’den temizlendikten sonra bir yıldır tamamen Türk kontrolündeki bölge… Gaziantep ve Kilis belediyelerinin ve AFAD’ın katkılarıyla bir yıldır buralara gıda, çöp toplama, elektrik, inşaat gibi hizmetler veriliyor ve 140 bin Suriyeli buraya yerleştirildi. Ancak ortaya çıkan tablo, sınırlarımızın dibinde, elimizle Peşaver benzeri radikal İslâmcı bir coğrafya oluştuğunu gösteriyor. Ankara orada bir yerel konseyin kurulmasına önayak oldu ve yerel liderler atadı. Hattâ bir ara, bir genelgeyle doktor ve öğretmenlerin yüzlerini kapamasını yasakladı. İyi etti. Hastanede yüzü kapalı doktor olur mu? Suudi Arabistan’da bulamazsınız bu zihniyeti! Ancak artık nasıl bir yerel konsey kurduysak, hemen isyan ettiler. IŞİD kılıklı adamlar sokakta Türkiye aleyhine nümayiş yaptılar. Ankara geri adım attı. Sonuç olarak, bizim vergilerimizle finanse edilen ve şeriat esaslarına göre yönetildiği iddiasında bir Taliban rejiminin önü açıldı” (Cumhuriyet., 25.03.2018).
Lâik Suriye Devleti dışlanarak ÖSO gibi selefî örgütlere bel bağlamanın işte böyle sakıncaları da var! Guta’dan tahliye edilen teröristlerin de bizim kontrolümüzde olan Cerablus’a yerleşmek istediklerini hatırlatalım! ./…

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı buraya girin