SEÇİM SONUÇLARI ÜZERİNE BİR ANALİZ (4)

0
19

Kuvayı Milliye Ruhu’ndan beslenmeyen siyasî saflaşmaların yarattığı önyargılar, bazen ülke gerçeklerinin ve ülke menfaatlerinin değerlendirilmesinde önemli görüş bozukluklarına sebep olabiliyor. Bu görüş bozukluğu FETÖ’ye; PKK’ya ve PKK’nın siyasî uzantısı olan HDP’ye ve başta Amerika olmak üzere Batı’ya bakışa da yansımaktadır! Burada şunu hemen ifade edelim ki, HDP; sayın Meral Akşener’in ifade ettiği gibi, aslâ ‘Kürt Siyasî Hareketi’nin Temsilcisi’ değildir. ‘Kürt Siyasi Hareketi’ tanımı anayasamıza aykırıdır. FETÖ/PKK/HDP’ye bu sorunlu bakışta, iktidarın tepki çeken bazı yanlış uygulamalarının payı olduğu da muhakkaktır. Meselâ AKP iktidarının ilk yıllarında Fetullahçılarla yapılan işbirliği ve silâh bırakmayan PKK’lı teröristlerle Açılım Süreci başlatılması gibi! Fakat bu iki GLADYO yapılanmasının iktidarı hedef almasından sonra iktidarın, devletin bütün gücüyle bunların üzerine gittiği de unutulmamalıdır.
1993 yılı Temmuz ayındaki o acı Sivas katliamı ve Bağbağlar katliamının yıldönümü nedeniyle bir HDP milletvekili attığı Twitte, “Bunları devlet yaptı” demiş! Evet devlet yaptı bunları; bunları ve daha birçok kanlı olayı devlet yaptı. Fakat hangi devlet? 1952’den sonra siyasetçilerin Batı aşkları istismar edilerek, devletimizde yapılandırılan; bir Derin Devlet yapılanması olan NATO GLADYOSU yaptı bunları! Fakat büyük çoğunluk bunları devlet yapıyor zannetti. Çünkü, Batılı ‘DOSTLARIMIZ’ böyle düşünülmesini istediler! Çünkü yıkmak istedikleri bu devletin, önce itibarsızlaştırılması gerekiyordu. İşte şimdi bu karanlık yapı devletten temizleniyor. Fakat, gözlerinde ‘Erdoğan düşmanlığı perdesi’ olanların bunları görmeleri ne mümkün!
Ne yazık ki, Erdoğan düşmanlığının etkisinde olanlar; FETÖ ve PKK/HDP için yapılan mağduriyet edebiyatından da etkilenmektedirler! Ha; AKP iktidarına muhalefet edilmeyecek mi? Tabiî ki, edilecek fakat bu muhalefetin ana nirengi noktası ülkenin adaletle yönetilmesini istemek olmalıdır. Millî Ekonomi talepleri olmalıdır. Avrasya ülkeleri ile işbirliğinin güçlendirilmesi olmalıdır. İktidarı zayıflatmak amacıyla, başta Amerika olmak üzere dış güçlerle bırakınız işbirliği yapılmasını; bunun düşünülmesinin bile bu ülkeye ihanet olacağı; o takdirde HDP/PKK ve FETÖ’yle aynı çizgiye düşüleceği bilinmelidir.
Tekrar seçimlere dönecek olursak; 24 Haziran’da iktidarın bu başarıyı elde etmesinin en büyük sorumlusu Millet İttifakı’dır. Yeni sistemi birçok bakımdan eleştirmek mümkündür. Fakat asıl, önce, millete güven veremeyen; ortaya ciddî ve inandırıcı bir yeni ekonomi politikası koyamayan ve bu suretle sayın Erdoğan’a âdeta boş sahada top sürmek imkânı sağlayarak, ona bu başarıları hediye eden muhalefeti eleştirmemiz gerekiyor.
Seçimlerden çok önce; 1991 seçimlerinde, SHP’nin yine bugünkü HDP gibi PKK’nın siyasî kolu olan HADEP’le işbirliği yaparak seçimlere girmesi nedeniyle ödemek zorunda kaldığı bedeli hatırlatarak ‘HDP ile yapılacak açık ya da örtülü bir işbirliğinin millet tarafından cezalandıracağı’ uyarısını yapmıştık. Nitekim öyle de oldu!
Sadece CHP değil, CHP’nin peşine takılan İYİ Parti ve Saadet Partisi de HDP’nin Cumhurbaşkanı adayı olan Selâhattin Demirtaş’ın tahliye edilerek, seçim çalışmalarına serbestçe katılmasını talep ettikleri için oy kaybetmişlerdir.
Ne yazık ki, bu partilerimiz; ABD Emperyalizminin maşası PKK’nın siyasî uzantısı olan HDP’nin siyasî faaliyette bulunmasına nasıl izin verildiğini AKP’den soracaklarına; Demirtaş’ın özgürlüğünü savunarak Kürt kökenli vatandaşlarımızdan oy alabileceklerini sanmışlardır! Hazin olan ise, bu gerçeğin CHP tabanında hâlâ daha idrak edilememiş olmasıdır! Nitekim, bu yaşananlardan hiç ders almamış olmalı ki, CHP Parti Meclisi üyesi ve mevcut yönetime muhalif isimlerden biri olan sayın Erdal Aksünger katıldığı bir televizyon programında, HDP ile ittifak yapılmış olsaydı, 24 Haziran’da aldıkları oydan daha az bir oy almayacaklarını iddia edebilmekte ve “eğer HDP ile ittifak yapılsaydı, geleceğin Türkiye’sini inşa etmiş olacaklarını” söyleyebilmektedir!
24 Haziran’dan en kârlı çıkan parti ‘artık ayağa kalkamaz’ denilen MHP’dir. Kamuoyu araştırmalarına göre, yüzde 5-6 dolaylarında oy alması beklenen MHP; muhalefetin tutarsızlığı nedeniyle; AKP’den İYİ Parti’ye ve Saadet’e gidebilecek oyları pek fazla bir çaba harcamadan kendine çekmeyi başarmıştır.
Her gün şehit cenazeleri gelirken, CHP’nin başını çektiği Millet İttifakı Cephesi’nin HDP ve Selâhattin Demirtaş’tan yana tavır koymalarını vatandaş cezalandırmıştır. Bunun yadırganacak bir yanı da yoktur. 7 Haziran 2015 seçimlerinde vatandaşların aynı şeyi, Açılım Politikaları nedeniyle AKP’ye yaptığını hatırlatırız! Ne var ki, pragmatik bir siyasetçi olan sayın Erdoğan, önceki yıllarda, ‘Her türlü milliyetçilik ayaklarımın altındadır’ diye konuşmuş olsa da, 7 Haziran faturasından sonra, daha millî bir çizgiye gelerek, PKK’ya açıkça tavır almıştır ve iyi de yapmıştır.
Sayın Muharrem İnce’nin; Selahattin Demirtaş’ı o kanlı 6-8 Ekim olaylarının (Kobani-Ayn-el Arap protestoları) sorumlusu olarak gösterdikten sonra; gidip Edirne cezaevinde ziyaret etmesi de büyük bir çelişki olmuştur. Sayın İnce’nin ikinci yanlışı, sayın Erdoğan’ın verdiği bir yemeğe katılan sayın İ. Metin Temel Komutanın, aslâ tasvip etmediğiniz o alkışlama olayının sonrasındaki, “Onun apoletlerini sökeceğim” şeklindeki talihsiz çıkışıdır. Hâlbuki, bu hadise için sadece teessüflerini bildirmesi bile daha etkili olurdu. Sayın İnce’nin bir diğer önemli hatası da, yaşadığımız Amerika destekli PKK terörünü ‘Kürt Sorunu’ olarak tanımlamasıdır!
Şimdi denilebilir ki, “Sayın Erdoğan da zamanında Kürt Sorunu demiyor muydu?” Evet diyordu! Fakat o dündü! “Hafıza-i beşer nisyan ile malûldür!” Sayın Erdoğan bugün “Kürt Sorunu Yoktur” diyor ve PKK’nın üstüne devletin bütün gücüyle gidiyor! Vatandaş dün yapılanlara değil; partilerin seçimler sırasındaki tavırlarına bakmıştır! O tavır neydi? İktidar devletin bütün gücüyle PKK’nın üzerine giderken; CHP, İYİ Parti ve Saadet Partisi; PKK’nın siyasî uzantısı HDP ve Demirtaş’a özgürlük talep etmek yarışına girmişlerdi!
CHP Genel Başkanı sayın Kemal Kılıçdaroğlu da 24 Haziran seçimlerinde geçerli not alamamıştır. Bize göre sayın Kılıçdaroğlu’nun en affedilmez hatası eski Cumhurbaşkanı Abdulah Gül’ün ortak adaylığı için yaptığı girişimlerdir! Bu girişim bize göre, CHP’nin nasıl bir ideolojik travma içinde olduğunun da çok belirgin bir kanıtıdır.
Abdullah Gül’ün siyasî geçmişi nasıl unutulur? 2 Nisan 2003’te ABD Dışişleri Bakanı Powell’la imzaladığı o yüz karası iki sayfa dokuz maddelik anlaşma nasıl unutulur?
Bu anlaşma ile ABD’ye verilen şu sözlere bakınız:
Türk Askeri Irak’ın kuzeyinden çekilecek! Sınır ötesi harekâtlarına son verilecek! PKK’ya karşı askerî harekât için ABD’den izin alınacak! ABD’nin İran ve Orta Doğu’daki harekâtları desteklenecek! Türk Ordusu’nun asker ve silâh gücünde indirim yapılacak! Irak’ın Kuzeyi’nde kurulan Kukla Devlet tanınacak! Belediyelere özerklik verilecek! 4 yılda aşamalı olarak federasyona geçilecek! Kıbrıs’ta Denktaş devre dışı bırakılacak! Ege’de Yunanistan’ın taleplerine esnek tutum takınılacak! Ermenistan’a yönelik kısıtlamalar kaldırılacak!
Abdullah Gül, bunlarla da yetinmemiş ve 13 Mart 2006’da, AKP’nin Kızılcahamam kampında milletvekillerine hitaben şöyle konuşmuştu:
“BOP kapsamında ABD ile birlikte hareket edeceğiz! Dünyanın süper gücünün gündemi bizim de gündem maddelerimizdir!”
Ayrıca, Ergenekon davasını açmak için kendisine sahte belgelerle gelen Emniyet ve MİT yöneticilerine, “Bir savcı bulun, bunlar delillendirilip hepsi yakalansın ve yargılansın” diyen de Abdullah Gül!
İşte bu sicile sahip bir insan ortak aday olarak düşünülebilmiştir! ./…

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı buraya girin