SEÇİM SONUÇLARI ÜZERİNE BİR ANALİZ (3)

0
26

Türkiye Batı’ya bağımlı bir ekonomik siyaset takip ettiği sürece Cari Açıktan kurtulamaz. Millî İktisatçıların önerdiği çözüm, Atatürk döneminde büyük bir başarı ile uygulanan Plânlı Karma Ekonomi’ye geçilmesi ve Avrasya ülkeleri ile ilişkilerimizin güçlendirilmesidir. Bu bakımdan, sayın Cumhurbaşkanının, tıpkı, Atatürk ve arkadaşlarının 23 Nisan 1923’te yaptıkları gibi, Hacı Bayram Camisi’nde Cuma namazını kıldıktan sonra, Millî Mücadele’nin kalpgâhı olan o kutlu I. Meclis’e giderek, bir konuşma yapmasını, bu doğrultuda adımlar atılacağına işaret eden önemli bir mesaj olarak görenlerdeniz. Kuvayı Milliye Ruhu’nu ne kadar idrak ettikleri, ne kadar Anti Emperyalist oldukları tartışılabilir. Fakat özellikle bu zor günlerde, I. Meclis’in hatırlanması bile çok anlamlıdır.
Kayseri Polis Eğitim Merkezi Müdürü’nün, mezuniyet töreninde, genç polislerimize hitaben yaptığı konuşmadaki “Tarikatlara, Şıhlara, Şeyhlere değil Devlete Bağlı Olun” sözleri de çok anlamlıdır. Değerli Polis Okulu Müdürümüzün yaptığı bu önemli uyarının, yaşadığımız bunca felâketten sonra, Atatürk’ün, “Efendiler ve ey millet! İyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, mensuplar memleketi olamaz. En doğru ve en hakiki tarikat medeniyet tarikatıdır” sözlerinin nedeninin nihayet anlaşılmaya başlandığının önemli bir göstergesi olarak gördüğümüzü ve bugüne kadar Atatürkçü kesimden yükselen seslerden daha önemli bulduğumuzu belirtmek isteriz.
Rusya, İran, Irak’tan sonra, Amerikan Haydutluğuna Kafa Tutan bir Üçüncü Dünya Ülkesi olan Venezuela ile çok sıcak ilişkiler kurulması; dış politikamızda yaşanan çok önemli gelişmeleridir. Umulur ki, yakında Suriye de bu yakın ilişkiler halkasına dahil olsun! Diğer taraftan, ülkemizi Batı’nın vesayetinden kurtaracağına inandığımız bu tarihi adımların devamı bakımından, Amerikan ambargosuna karşı İran’ın yanında durmamızın, önemli bir kararlılık testi olacağını belirtmeliyiz.
AKP içindeki ve ülkemizdeki çok güçlü Batıcı Lobi’ye rağmen, Bölge Devletleri, Rusya ve Çin’le daha yakın ekonomik ilişkiler kurulması ülkemiz için bir İstiklâl ve İstikbal meselesidir. Bunun şuurunda olan ve bunu talep eden iktidarı destekleyen önemli yazarlar da var! Meselâ, Sabah yazarı Prof. Kerem Alkin, “Türkiye’nin ekonomik bağımsızlığı adına büyük mesafe kat ettiğimiz bu dönemde, ‘itibarsız’ Neo-Liberallerin hezeyanlarına, yaygaralarına hâlâ kulak verenlere veda edin’ çağrısında bulunuyorum” diyor! Nitekim, Mehmet Şimşek’e görev verilmeyerek, Maliye’nin Hazine Müsteşarlığı ile birleştirilmesi ve başına da sayın Berat Albayrak’ın getirilmesi bu doğrultuda önemli bir adım olarak değerlendirilmelidir. Sayın Soner Yalçın’ın bu konulara değinen 11 Temmuz tarihli yazısı mutlaka okunmalıdır.
Avrasya Açılımı’na kuşku ile bakan ve Batı’dan kopuyoruz endişesi içinde olanlara, Meclis’ten istediği kanunu çıkartacak güce sahip AKP’nin 16 yıllık Tek Parti iktidarı ile bile ekonomik sorunlarımıza bir çözüm üretilemediğini hatırlatırız! İşte buyurunuz; Ekonomik Kriz yine kapımızdadır! Demek ki, sorun, uygulanan ekonomi politikalarındaymış! Bunu anlamak için büyük iktisatçı olmaya gerek var mıdır? Cari Açığı kapatmak ve ekonomiyi çevirmek için ihtiyaç duyulan dolarları Batı’dan bulmaya kalktığımızda verilecek tavizler sebebiyle, Ülke Bütünlüğünün ve Bağımsızlığımızın Tehlikeye Gireceği bilinmelidir. Bu krizlerin tekrar tekrar yaşanmamasının yegâne çaresi, Atatürk Döneminde büyük bir başarı ile uygulanan; Devletin ve Özel Teşebbüsün ülke kalkınması için el ele verdiği Plânlı Karma Ekonomi ve Bölge Devletleriyle işbirliğidir ki, zaten şartlar da Türkiye’yi buna zorlamaktadır.
Bugün bir vatan mücadelesi vermekteyiz. Düşman bellidir: Müttefik Postuna Bürünmüş Amerika! Fakat karşımızda doğrudan Amerika yok! Karşımızda Amerikan Emperyalizminin üzerimize sürdüğü ‘Dindar Maskeli’ FETÖ var; PKK/HDP var; Adnan Hoca’nın başında göründüğü karanlık yapı var; sözde ülkemizin demokratikleşmesi için mücadele eden Batı destekli Sivil Toplum Örgütleri var! HDP’yi destekleyerek ‘Demokrasimizin Güçleneceğini Zannedenler’ de Amerika’nın Kaos Plânlarına hizmet ettiklerini artık anlamalıdırlar. Bir Amerikan organizasyonu olmasaydı, FETÖ devletimizde bu kadar etkin bir şekilde örgütlenebilir miydi? PKK bunca yıl ayakta kalabilir miydi? Adnan Hoca gibi bir sapık, bu kadar serbestçe faaliyet sürdürebilir miydi? Bunlar devletimize karşı yürütülen GLADYO operasyonlarıydı! Peki, neydi GLADYO? GLADYO; Amerika’nın; NATO’ya giren ülkelerde kurulmasını öngördüğü devlet dışı bir organizasyondu ve ülkemizde de, 1952 yılında, NATO’ya girildikten sonra teşkilâtlanmıştır. NATO anlaşmasının bir gizli maddesi, NATO üyesi ülkelerin, ‘Komünizmle Mücadele’ için gizli yapılanmalar kurmalarını öngörüyordu. Amaç; görünürde ‘Komünizmle Mücadeleydi’. Fakat asıl amaç, bu ülkelerin devlet sistemlerinin Amerika’nın kontrolüne sokulmasıydı! NATO’ya giren tüm ülkelerde olduğu gibi, Ordumuzun bünyesinde de, Hükümet ve Meclis denetiminin dışında, NATO gizli örgütü GLADYO’NUN yani SÜPER NATO’nun denetiminde bir yapı olan “Seferberlik Tetkik Kurulu” kuruldu. Bu yapının amacı, ‘Sovyet İstilâsına Karşı Direnişi Örgütlemek’ görüntüsü altında, Amerika karşıtı bir rejim değişikliğini engellemekti! Bunun için de, toplumda bol bol ‘Sovyet Tehdidi’ propagandası yapılacak ve bu karanlık organizasyon NATO’nun pis işlerine alet edilecekti. Komünizmle Mücadele Dernekleri ve o kanlı SAĞ-SOL çatışması da bu operasyonun bir parçasıydılar! Bu yapıya 27 Mayısçılar bile dokunamadılar!
Sovyetler dağıldıktan sonra, “Seferberlik Tetkik Kurulu”, Özel Kuvvetler Komutanlığı’na bağlı “Seferberlik Daire Başkanlığı” adı altında, NATO’nun kontrolü dışında, millî bir anlayışla yeniden kuruldu. Türkiye’nin dört bir tarafında, bir saldırı ve işgal durumunda, direnişi örgütleyecek sivil vatansever unsurlar tek tek belirlendi ve listelendi. İşte, 2009 yılında, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’a suikast iddiasıyla girilen Genelkurmay’ın Kozmik Odası’nda aranan bu vatansever vatandaşların ve terör örgütlerine sızdırılan istihbarat elemanlarımızın listeleriydi! FETÖ İHANET ŞEBEKESİ’nin ele geçirdiği bu listeler doğrudan Amerika’ya gitti ve deşifre olan yüzlerce istihbarat elemanımız katledildiler!
TBMM Araştırma Merkezinin, Ocak 2010 tarihli bir raporu, “Seferberlik Tetkik Kurulu, Özel Harp Dairesi ve Özel Kuvvetler Komutanlığı” başlığını taşıyor. 22 sayfalık bu rapor şimdilik Ergenekon davasının klâsörleri arasında yer almakta. Bu raporda da; İkinci Dünya Harbi’nden sonra, ABD’nin, Sovyetler Birliği ve Komünizme karşı bir Haçlı Seferi başlattığı, NATO’ya bağlı ülkelerde, anlaşmanın ek protokolü gereği, nasıl gizli örgütlenmelerin yaratıldığı, bu gizli orduların her ülkede farklı isimler aldığı belirtilmiş. Özel Harp Dairesi’nin karıştığı olaylara örnek verilirken 1955 yılı 6-7 Eylül olayları, 23 Eylül 1969’da (ODTÜ’lü öğrenci) Taylan Özgür’ün, Tabip yedek subay Necdet Güçlü’nün öldürülmeleri, 27 Kasım 1970’de İstanbul’da Kültür Sarayı’nın yakılması, 1 Mayıs l977 katliamı, 29 Mayıs 1977’de Ecevit’e suikast teşebbüsü, 24 Mart 1977’de savcı Doğan Öz’ün öldürülmesi, 16 Mart 1978 İstanbul Üniversitesi katliamı ve Mehmet Ali Ağca’nın askerî cezaevinden kaçırılması gibi olaylar hatırlatılıyor! Kahraman Maraş ve Çorum olaylarını da biz ekleyelim! Bugün biliyoruz ki, devletimizin içindeki bu derin NATO yapılanması büyük ölçüde tasfiye edilmiştir. Fakat devletimizin derinliklerinde kalıntıları olduğu muhakkaktır ve bilinmelidir ki, bu derin yapının tümüyle tasfiye edilmesi o kadar da kolay biş iş değildir. Nitekim, yapılan bu kadar operasyona rağmen bunların devletten tümüyle temizlenemediği görülmektedir! Son KHK ile, kamudan 18 bin 632 personelin daha ihraç edilmesi ve Adnan Hoca operasyonu tehlikenin boyutlarını göstermektedir. ./…
YORUMSUZ BİR NOT: Hırvatistan Başbakanı, dünya kupası maçlarını izlemek için gittiği Rusya’ya bütün uçak yolculuklarını ekonomi sınıfını kullanarak yapmış! Maçları tribünden izlemiş ve işe gitmediği günler maaşından düşülmüş!!!!

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı buraya girin