SEÇİM SONUÇLARI ÜZERİNE BİR ANALİZ (2)

0
14

Atatürk’ün ölümünden sonraki süreçte, Atatürk’ü anlayamayan Batıcıların ve Arap kültürünü bu millete din diye kabul ettirmeye çalışarak, milleti yeniden ÜMMETLEŞTİRİP, farkında olmadan, Emperyalist Devletlerin vesayetini perçinlemeye hizmet eden İslâmcıların kavgalarına şahit olunacaktır. Kur’an Müslümanlığından uzaklaştırılan ve Köy Enstitüleri kapatılarak, eğitimimizin Amerika’ya teslim edilmesiyle bir ikinci karanlığa daha mahkûm edilen milletimiz de, kendi kültürüne yabancı bulduğu Batıcılara sırtını dönerek, ‘Arap kültürünü din diye önüne koyanların’ peşinden gidecektir! Hâlbuki, Köy Enstitüleri hamlesi sürdürülseydi, her iki kanatta da bol miktarda bulunan demagog siyasetçilerin gücü büyük ölçüde kırılabilecekti! Büyük eğitimci İsmail Hakkı Tonguç’un o yıllarda yaptığı şu değerlendirme bugün de aynen geçerli değil midir?: “Demokrasinin iki çeşidi vardır. Biri zor ve gerçek olanı. Öbürü kolayı ve oyun olanı! Birincisi köklü değişim ister. Topraksızı topraklandırmadan, işsizi iş sahibi yapmadan, halkı eğitmeden olmaz. İkincisi sandık demokrasisidir. Okuma yazma bilsin bilmesin; toprağı, işi olsun olmasın; demagojiyle serseme çevrilen halk, elindeki kağıdı sandığa atar. Böylece kendi kendini yönetmiş sayılır.”
Bu ülkede, Çok Partili Sisteme geçilirken yapılan ilk iş, Millî Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel’le birlikte, İsmail Hakkı Tonguç’u görevden alarak, Köy Enstitülerinin beline kazma vurmak olmuştur! Yani önce, güçlü bir demokrasinin temeli olan Millî Eğitim İdealinden vazgeçilmiştir; ikinci olarak da, ülkeye refah getirecek olan Plânlı Karma Ekonomiden! Sonuç, işte bugünkü siyasî tablo olarak karşımızdadır! Bugün Batıcılar da, İslâmcılar da bu ülkenin, millî politikalar uygulanarak gelişmesinin önündeki en büyük engeller durumuna dönüşmüşlerdir. Bu cendereden kurtulmanın, bu ülke üzerindeki Emperyalist Plânları bozmanın yegâne yolu Kemalizm’in yeniden kılavuz edinilmesidir. Fakat, bugün ‘Meclis’te temsil edilen partilerle’ bu pek mümkün gözükmüyor. Diğer taraftan, şunu da belirtmeliyiz ki, Kemalizm tektir, fakat yorumlar muhteliftir! Kemalizm’den ne anladığımızı ileriki yazılarımıza bırakarak, günümüze gelelim:
Günümüzün siyasetine iki ana görüş hâkim: l. Bütün bilgileri ve hayâlleri Batı’dan beslenen; Batı’yı dünyanın merkezi zanneden; bu milletin kendi kültürü yerine Batı kültürünü hâkim kılmak isteyen ve bunu ‘Atatürkçülükle’ kamufle etmeye çalışan Batıcılar; 2. Bütün bilgileri ve hayâlleri Arap Yarımadası’ndan beslenen ve Arap kültürünü hâkim kılmak isteyen İslâmcılar! Şu çelişkiye bakınız ki, farklı kültürleri savunan bu iki grup da, Amerika’yla daha sıkı bir müttefiklik, Avrupa Birliği üyeliği ve NATO üyeliğinin sürmesi konularında birleşmektedirler! Ne yazık ki, bu iki grup da, geçmişte denenerek, hiçbir geçerlilikleri olamayacağı anlaşılan fikir mücadelelerinden edinilen tecrübe ile şekillenen Atatürk’ün Millî Sentezini kavramaktan uzaktırlar. Bu bakımdan, seçimler sırasında, Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu’nun yakın tarihimizle ilgili olarak yaptığı bir konuşmayı oldukça çarpıcı bulduğumuzu belirtmeliyiz. Sayın Karamollaoğlu, FOX TV’de katıldığı bir televizyon programında şunları söylüyordu: “Şuna samimî olarak inanıyorum. Eğer Atatürk 2. Cihan Harbi’ni yaşamış olsaydı, bugün Türkiye başka bir Türkiye olurdu. Yani, hayattayken bile gidip de Hatay’ı Türkiye’ye kazandırması o günkü şartlarda akıl almayacak bir iş aslında. Yaşasaydı, bugün 12 Ada bizim olurdu. Kıbrıs; büyük ihtimalle Musul, belki Kerkük bizim olurdu. 1950’lere kadar hayatta kalmış olsaydı, bugün kendimizin yaptığı uçakla uçuyor olabilirdik!”
CHP; nerede ise geçmişini görmezden gelirken; hattâ Dersim dosyalarını açacağını söyleyerek geçmişi ile hesaplaşmaya kalkarken, Atatürk’le hiç de barışık olmayan İslâmcı kesimden böyle bir tespit gelmesi gerçekten ilginç değil mi? Evet, gerçekten de, Atatürk on yıl daha yaşamış olsaydı, şuna inanınız ki, bu ülkenin kaderi değişirdi. Bunca yıl savrulduktan sonra, Atatürk’ün yoluna dönmekte yine de geç kalmış sayılmayız. Türkiye ancak, Atatürk’ün ölümünden sonra terk edilen Plânlı Karma Ekonomi siyasetini uygulayarak Batı’nın vesayet çarklarını kırabilir. Hazin olan ise, yönünü tamamen Batı’ya çeviren CHP’nin gündeminde Plânlı Karma Ekonominin bulunmamasıdır. Halk TV ve Ulusal kanalda katıldığı programlarda, Plânlı Karma Ekonominin bizim yegâne seçeneğimiz olduğunu anlatan ekonomist Bartu Soral’ın, CHP’ye yaptığı adaylık başvurusu dikkate bile alınmazken; Çin’in “Bir Kuşak Bir Yol” diye adlandırılan eski İpek Yolu’nun canlandırılması projesini ve bunun Türkiye için önemini Halk TV’de ayrıntılı olarak anlatan Haluk Pekşen aday listesine bile konulmazken; bulunmaz Hint kumaşı olmalı ki, Tuncay Özkan, önce İstanbul’dan aday yapılmış; ancak İl Başkanının istememesi üzerine İzmir’e kaydırılmış; Kemal Derviş’in ekonomik modelini savunan Selin Sayek Böke ve bölücü çevrelere göz kırpan Disk Genel Başkanı ve benzer düşüncede olan birçok isim CHP’nin milletvekili aday listelerinde ön sıralarda yer bulabilmişlerdir! Ergenekon ve Balyoz davalarında yargılanan kahraman komutanlarımızdan bir tanesi bile, bırakınız milletvekili yapılmayı; Genel Başkan Danışmanı bile yapılmaya değer görülmemişlerdir!
Biz, sayın Pekşen’in o programını dinledikten sonra, milletvekili yapılmayacağını iddia etmiştik. Dediğimiz gibi de oldu. Çünkü CHP’yi ele geçiren ekip Batıcı! CHP’de Genel Başkanlık yarışı başlatan sayın Muharrem İnce’nin de anlayış olarak bu ekipten bir farkı olmadığını seçimler boyunca yaptığı konuşmalar göstermiştir! Sayın İnce, kuracağımız yakın ilişkiler bizim için bir kurtuluş olabilecek Çin hakkında şunları söylüyordu: “Bu ülke büyük bir ekonomik gelişme yakaladı fakat demokrasisi geri. Bizim yönümüz Batı!” “Kuzey komşumuz olan Rusya şimdi artık güneyimizde de komşumuz! Türkiye Rusya tarafından kuşatılıyor” diyen de sayın İnce’ydi! Rusya’yla yaptığımız işbirliği sayesinde bugün Afrin’de değil miyiz? Amerika’nın; PKK’nın Suriye kolu PYD’ye BEŞ BİN TIR silâh yardımı yaptığını ne çabuk unuttuk? Sayın İnce, anlaşılan o ki, Amerikan Kuşatmasından rahatsız değil!
Bugün CHP’ye hâkim olanların ve yönetime talip olanların kılavuzları ALTI OK olmadığı gibi, Anti Emperyalist bir duruşları da yoktur. O nedenle -bu zihniyet hâkim olduğu sürece-, CHP’nin iktidar alternatifi olması da mümkün değildir.
İktidar kanadına gelecek olursak: Artık yeni bir sistemle karşı karşıyayız. Devlet tepeden tırnağa yeniden yapılandırılıyor! Ordumuzun iç yapısını bozan uygulamalar söz konsu. Sanki, Batılı ‘Dostların’ bugüne kadarki talepleri dikkate alınmış gibi! Bu sistemi getirenler umarız pişman olmazlar. İnşallah biz yanılırız ve Türkiye bu yeni sistemle ayağa kalkar. Aklımıza bir Nasrettin Hoca fıkrası geliyor. Hoca yeni yağan karla helva karıştırılınca çok güzel olur diye konuşuyormuş. Bir tanıdığı Hoca’nın tarifini uygulamış fakat tadını hiç beğenmemiş; Hocayı ilk gördüğünde, “Hoca! Dediğin tarifi uyguladım ama hiçbir şeye benzemedi” diye sitem etmiş. Hoca ne dese beğenirsiniz? “Ben de hiç yememiştim ama nasıl olur acaba diye pek merak ediyordum!”
Durum bu! Peki, biz ne yapacağız? Bugüne kadar olduğu gibi, bundan sonra da doğru adımları destekleyecek; yanlış gördüklerimizi yapıcı bir dille eleştireceğiz. Meselâ devlette şirketleşmeye doğru gidişin doğru olmadığını söylemeyi sürdüreceğiz. Şu son tren faciası da devleti şirket gibi yönetmeye kalkmanın vahim bir sonucu değil midir? Şirketler düşük maliyet, yüksek kâr amacı güderler. Devletin ise sosyal hedefleri vardır; kâr-zarar düşünmez; düşünürse; işte Soma cinayeti ve Çorlu’daki tren kazası facialarının daha başka örneklerini de yaşarız! Yeni sistemin eleştirilecek çok yanı var. Ancak bu arada muhakkak ki, yapılan doğru işler de var. Meselâ Merkez Bankası’nın yönetiminde hükümetin ağırlığının artması gibi. Cumhuriyet gazetesi bunu ‘Merkez Bankası’nın bağımsızlığı yok edildi’ diye yazmış! Peki, Merkez Bankası gerçekten bağımsız mıydı? Yoksa hükümetlere karşı bağımsız fakat Dünya Finans Güçlerine mi bağlıydı? O güçler ne istiyorsa onu mu yapıyordu? ./…

Facebook Yorumlar

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı buraya girin