MUHALEFET KAYBETMEYİ HAK ETTİ!

0
121

AKP; ABD ve AB’ye rağmen zafer kazandı. Fakat bu zaferin kazanılmasında muhalefetin de hakkını yememek lâzım! Bu muhalefetle buraya kadar!
19 Ekim tarihli, “Bu Siyasetçilerle Buraya Kadar” başlıklı yazımızda yaptığımız, bir tahlilde, AKP’nin bu başarısının mesajını, örtülü olarak vermiştik. Bu yazımızda da, sonuçları kısaca değerlendirmeye çalışacağız.
AKP, 7 Haziran’daki kaybının sebeplerini iyi tahlil etti; Kürt Açılımı konusunda hata yaptığını gördü ve hatadan döndü. Olanca gücüyle Kandil’in üstüne gitti. Karayılan’ın, Cemil Bayık’ın sesleri artık çıkamıyor! PKK-HDP’nin özyönetim uygulamalarında yaşananlar, Kürt vatandaşlarımızın bile büyük bir çoğunluğunu tedirgin etti. Kürt vatandaşlarımız, barış içinde birlikte yaşamaktan yanalar.
Medyanın yarattığı algı operasyonu ile terör örgütünün, tabanda da büyük bir desteği olduğu imajı yaygınlaştırılıyor ve bu da, terör örgütüne büyük bir psikolojik destek sağlıyordu. Gerçekte ise, devlet etkili bir şekilde terör örgütünün üstüne gitmediği, pazarlık ve taviz siyasetini sürdürdüğü için, vatandaş terör örgütünün kurduğu hâkimiyeti kabullenmek zorunda kalıyordu. Bir kalkışmaya dönen ‘Özyönetim’ uygulamaları ve bu bölgelerde olağanüstü hâl ilân edilerek, kararlı bir şekilde terör örgütünün üzerine gidilmesi, örgütte büyük güç kaybına ve moral çöküntüye yol açtı; vatandaşlarda ise, devlete güven duygusunun yeniden yerleşmesini sağladı. Bu durum iktidarın da kendine güven duygusunu geliştirdi. Fakat bu arada enteresan bir şey oldu. AKP’nin terk ettiği Açılım Siyasetine CHP sahip çıktı! Sayın Kılıçdaroğlu, IMC kanalında, Anayasamızın ilk 4 maddesinin değişebileceği şeklinde, bazı talihsiz açıklamalar yaptı. Bir genel başkan yardımcısı hanımefendi, ‘PKK ile görüşecekleri’ mesajı verdi!
Akılda kalan son tavırdır! PKK’ya verilen onca tavize ve Oslo’da yapılan görüşmelere rağmen, bu politikanın kendilerine neler kaybettirdiğinin görülmesinden sonra, ‘AKP’nin, terör örgütüne karşı etkili operasyonlar başlatması ve CHP’nin; AKP’nin terk ettiği Açılım Siyasetini sahiplenmesi, MHP’nin bu operasyonlara yeterli desteği vermemesi’ seçmenin aklında kalan son tablodur. İşte bu tablo, seçmenin kararı üzerinde etkili olmuştur. Seçmenin kararını etkileyen bir diğer etken de, iktidarın, cemaati tasfiye siyasetini var gücüyle sürdürmesi ve muhalefetin bu siyasete karşı, cemaatin yanında yer almak aymazlığıdır. Cumhurbaşkanının yaptığı şu tespit, bize göre de, cemaati gayet güzel tarif etmektedir: “Bunların tabanlarında ibadet, ortalarında ticaret, tavanlarında ihanet var!” Ne var ki, Erdoğan düşmanlığında birleşen muhalefet partileri, bir blok hâlinde cemaatin yanında yer alarak, âdeta kendi iplerini çekmişlerdir.
Seçimlerden hemen önce, Gülen Cemaatine yakınlığı bilinen Koza-İpek Grubu’na kayyım atanması üzerine, ‘Demokrasi mücahitleri’ ayağa kalktılar! Kol-kanat gerdikleri cemaat medyasının yazarları için, ‘Bunlar gazeteci miydi’ diye sormak gerekmez mi?
Gülen Cemaatine ilk operasyon yapıldığında, “Çıkış Yolu Var!” isimli dizi yazımızın II. makalesinde şu tespiti yapmıştık: “Hukuk Devletini birlikte ayaklar altına aldılar. Millî Orduya Kumpası birlikte kurdular. Ne var ki, ‘Keser döner sap döner; gün gelir hesap döner’ deyişi müthiş bir şaşmazlıkla, bir kez daha gerçekleşti ve şimdi hesaba çekiliyorlar. Herkes, yaptığı hukuksuzluğun hesabını kanun önünde mutlaka vermelidir. Fakat bu hesap sorma, mutlaka meşrû sınırlar içinde olmalıdır. Gelinen bu aşama, ‘günün muktedirleri dahil’ herkes için ‘Kıssadan Hisse’ çıkarmanın da zamanıdır. Güçlü bir Millî bir bürokrasinin olduğu, Hukuk Devletine bağlı, bağımsız bir yargının varlığını sürdürdüğü bir Millî Devlet herkesin güvencesidir. Kendi kafalarına göre bir devlet oluşturmaya kalkanların bir bölümünün hazin sonunu seyrediyoruz!”
Cemaate, bugüne kadar yaptıkları için mutlaka hesap sorulmalı ve devlette kurdukları etkinliğe de son verilmelidir. Fakat bu hesap sorma işinde mutlaka meşrû sınırlar içinde kalınmalıdır. Ancak ne var ki, CHP, MHP ve HDP; kendilerini Atatürkçü ve Ulusalcı olarak tanıdığımız bazı yazarlar, bu operasyonda, basın özgürlüğü adına cemaate kalkan olmaya kalkarak, kantarın topuzunu kaçırdılar. ‘Demokrat Aydınlarımız’, aşağılık yayınlarıyla, yargısız infaz yapan sözde gazetecilere, bir Voltaire (Volter) refleksi ile arka çıktılar! Fransız edebiyatçısı Voltaire’ye atfedilen bir söz vardır: “Düşüncenizi paylaşmıyorum, fakat düşüncenizi özgürce açıklayabilmeniz için hayatımı feda etmeye hazırım!” Aslında bu sözü, Voltaire’nin söylediği de kuşkuludur. Velev ki, söylemiş bile olsa; bize ne? Millî Orduyu ve Millî Devleti açıkça hedef alan, okyanus ötesinden idare edilen, gayri millî bir cemaatin -ki, bu cemaat hakkında düzenlenen iddianame, ‘bir terör örgütü olduğunu iddia etmektedir- basın özgürlüğü adına, bu boyutlarda desteklenmesi, ancak bu ülkenin millî şuûru olmayan aydınlarına ve siyasetçilerine yakışan bir aymazlıktır.
Emin Çölaşan 29 Ekimi tarihli, “Şimdi Cemaati Savunma zamanı” başlıklı yazısında şunları söylemişti: “Bugüne kadar hakkında nice yazılar yazıp, mahkemelik olduğum Fethullah ekibinin, terörle ilgisi olduğuna hiçbir zaman inanmadım!”
Allah aşkına! Rahip Santora cinayeti, Zirve yayınevi katliamı, Danıştay cinayeti, Hırant Dink cinayeti hiç mi bir şey anlatmıyor? Cemaat bu cinayetleri, Ergenekon davası ile vatansever aydınlar ve komutanlar hakkında düzenlediği kumpas davalarının dayanağı olarak kullanmadı mı? Bunlar organize bir terör olayı değil miydi?
Ayrıca şunu da hatırlatalım ki, ortada bir mahkeme kararı var! Mahkeme bu gruba bir kayyım atamış! Koza-İpek grubunun yöneticileri mahkeme kararını tanımıyor!
Hatırlatmak isteriz! Kumpas davaları ile haklarında tutuklama kararı çıkarıldığında, ülkemizden binlerce kilometre uzakta bulunan komutanlarımız yurda dönmüşler ve tutuklanmışlardı. Bu tutuklamalar kanunlara aykırıydı. Fakat başta eski Genelkurmay Başkanımız olmak üzere, bütün Ergenekon ve balyoz sanıkları; ‘Olmayan Adalete’ kendilerini teslim etmişlerdi. Şimdi aynı şeyi cemaatin de yapması gerekmez miydi?
Kanaatimizce, seçmenin tercihinde, son haftadaki cemaat operasyonu ve muhalefetin cemaatin yanında yer alması da etkili olmuştur. Millî Ordu’ya bu kumpası kuran cemaat mensubu bazı savcı ve hâkimlerin yurt dışına kaçmalarının, vatandaşın cemaat hakkındaki kanaatlerini büyük ölçüde değiştirdiği unutulmamalıdır. Nitekim anket şirketlerinin bu kadar yanılmalarının sebebi de bize göre, son haftanın bu önemli olayıdır.
Muhalif basın da, özeleştiri yapmak durumundadır. Seçim günü Sözcü’nün birinci sayfasında, kocaman bir ‘BEYİN’ ve altındaki şu yazı ile vatandaş sözde uyarılmaktaydı: “Oy kullanmaya giderken yanınıza almayı unutmayınız!” Yani, AKP’ye oy verecek seçmene ‘BEYİNSİZ’ deniyordu! Kanaatimizce, muhalif basının bu üslubu da, vatandaşın, AKP’nin arkasında kenetlenmesinde etkili olmuştur. Evet, ‘İnek sürüsü’ olarak da nitelenen halkımız, sağduyusu ile aydınlarımızı şaşırtmaya devam ediyor.
Yeni Türkiye’yi savunan Y-CHP, bu cumhuriyetin kurucu değerleriyle artık bir ilgisi kalmadığını kanıtlamıştır. MHP’ye gelince; Soğuk Harp Döneminin Antikomünist siyasetinden beslenen bir Milliyetçilik anlayışı ile buraya kadar! Tük Milliyetçiliği, Atatürk’ü çok iyi anlamak ve kapılarını bütün Atatürkçü ve milliyetçilere açmak zorundadır. Bu yapılmadıkça, MHP aslâ etkili bir güç hâline gelemez.
Bu seçimde, Kürt kökenli vatandaşlarımız, ülkenin bütünlüğünden yana olduklarını ortaya koymuşlardır. Türkiye’nin bir Kürt sorunu yoktur. Kürtler, bu ülkenin, özgür ve eşit haklara sahip vatandaşlarıdır. Kürt vatandaşlarımıza pozitif ayrımcılığın, bu ülke-nin bölünmesine ve dış güçlerin emellerine hizmet edeceği iyi bilinmelidir.
Etnik milliyetçilikte ısrarlı olan HDP ise, Türklük Düşmanı siyaseti ile Türkiye Partisi olamayacağını kanıtlamış ve dersini almıştır.
Son sözümüz AKP’yedir. Milliyetçilik söylemi ile bu zaferi kazanan AKP, anayasadan Türklüğü çıkarmayı artık düşünmemeli; böyle bir hata yapmaya kalktığında, 7 Haziran şokunun çok daha ağırını yaşayacağını bilmelidir. Bir diğer husus da, Açılım siyasetinin yanlışlığını görüp hatadan dönen iktidarın, Suriye siyasetindeki hatasını da kabul edip, bu hatadan dönmesidir. Bu ülkede genel istikrarın sağlanabilmesi için, güney sınırlarımızdaki komşularımızın yeniden Arap Devletleri olması zorunludur.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı buraya girin