İKTİDAR DA MUHALEFET DE HATALI!

0
49

Demokrasilerin olmazsa olmazı iktidarın ve muhalefetin birlikte var olmalarıdır. Günümüzün ‘demokratlarının’ o çok eleştirdikleri Tek Parti Döneminde bile, iktidarın uygulamalarının eleştirilebilmesi için, bizzat Atatürk, Meclis’te muhalif milletvekillerinin bulunmasını istemiştir. Hattâ bu konuda, Atatürk’le Recep Peker ve Başbakan İnönü arasında bir tartışma yaşandığını da biliyoruz.
Atatürk’ün Genel Sekreteri Hasan Rıza Soyak’tan okuyalım:
“Dördüncü Büyük Millet Meclisi yeni seçim yapılmasına karar vererek dağılmıştı. İzmir Mebusu Halil Menteş ve Kocaeli Mebusu Sırrı Bellioğlu Atatürk’e birer veda mektubu gönderdiler. Atatürk bu ikisinin yeniden müstakil olarak aday olmalarını istemekteydi. Başbakan İnönü, Parti Genel Sekreteri Recep Peker ve ben, trendeki hususî vagonun arkasındaydık. Atatürk, Halil ve Sırrı Beylerin Meclis’teki faaliyetlerinin çok faydalı olduğunu söyledi ve kendilerinin tekrar bağımsız mebus seçilmelerine yardım etmenin muvafık olacağını belirtir.” Recep Bey bu sözlere sinirlenerek şunları söyler: “Halil Bey için bir diyeceğim yoktur fakat Sırrı Bey geçen devre bize kök söktürdü. Onun tekrar Meclise girmesi katiyen doğru olmaz.” İsmet Paşa da çok az söze karışıyor fakat başıyla Peker’i onaylıyordu. Bunun üzerine Atatürk, sesinde bir kırgınlık ve üzüntü içinde şunları söyler: “Elbet konuşacaklar, elbette tenkit edecekler. Biz bu arkadaşların Meclise girmelerini neden teşvik ve ihzar ettik Recep; bir oyun olsun diye mi? Hayır efendim; bilâkis, biz onları gayet ciddî bir düşünce ile işlerimiz hakkındaki fikir ve kanaatlerini açıkça söylesinler, yaptıklarımızı tenkit etsinler, yani yeri boş kalan muhalefetin, bir dereceye kadar olsun vazifesini görsünler diye Meclise getirdik, öyle değil mi? O hâlde niçin sinirleniyorsunuz, neden şikâyet ediyorsunuz? Yoksa kendinizden emin değil misiniz” (“Atatürk’ten Hatıralar” s. 49)?
l93l seçimlerinde 22 seçim bölgesinde, 30 kadar mebusluk için aday gösterilmeyerek buralardan müstakil adayların kazanması arzu edilmiş ve Meclis’e 18 müstakil milletvekili seçildiğini de hatırlatalım (Soyak, age. s. 449)!
Görüldüğü gibi, Atatürk’ün Tek Parti Döneminde bile Meclis’te muhalif milletvekillerinin bulunmasına önem verilmekteydi. Çünkü sorumlu bir muhalefetin varlığı, aynı zamanda, iktidarların savrulmalarını, büyük yanlışlar yapmalarını önleyecek bir emniyet supabıdır. Bu nedenle, muhalefetin varlığına bırakınız tahammül etmeyi, muhalefet teşvik edilmelidir.
Ülkemize gelecek olursak; yaşadığımız bu olağanüstü şartları ancak güçlü bir İç Cephe ile aşmamız mümkünken; iktidar da, muhalefet de ülkede gerilimi arttırmak için âdeta birbirleriyle yarış hâlindeler!
Eğer bir ülkede, emanet ehline verilmiyorsa; iktidar sahipleri danışmayı bir eksiklik olarak görüyor ve yapıcı eleştirileri bile dikkate almıyorsa; muhalefet de, CHP Grup Başkan Vekili sayın Engin Altay’ın ifadesiyle, “Milletimiz bize muhalefet etmek görevini verdi, bu iktidar en doğru şeyi yapsa bile bizim görevimiz eleştirmektir” anlayışında ise Allah o ülkenin yardımcısı olsun! Hükümet yeni bir KHK çıkardı. Buna göre, terör suçundan yargılananlar, duruşmalara çıkarlarken artık tek tip elbise giyecekler!
Bu KHK’nın bir başka maddesi de 15 Temmuz darbe teşebbüsüne karşı direnen vatandaşlarımızla ilgili. Bunlar hakkında dava açılmaması öngörülmekte. KHK’daki, “15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsü ve terör eylemleri ile bunların devamı niteliğindeki eylemlerin bastırılması kapsamında hareket eden kişiler” tanımındaki, “bunların devamı niteliğindeki eylemler” ifadesi tartışmalara sebep oldu.
KHK metnindeki bu ifadenin, Paramiliter güçlere alan yarattığı iddiaları var. Ana muhalefet, Türkiye Barolar Birliği Başkanı sayın Feyzioğlu ve birçok hukukçu bu görüşte. Hattâ AKP ve MHP’den de farklı sesler yükseldi! İktidarın uygulamalarını hemen hiç eleştirmeyen eski Cumhurbaşkanlarımızdan sayın Abdullah Gül de sesini ilk kez yükseltti!
Sayın Başbakan bu eleştirileri, “Bunlar boş konuşmalar”; Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, “Okuduklarını anlamıyorlar” diye değerlendirdi ve KHK metninde bir değişiklik düşünmediklerini açıkladı!
Tek Tip Kıyafet konusuna gelecek olursak; Vatan Partisi’nin yaptığı araştırmaya göre, Romanyalı bir tutuklunun başvurusunu görüşen AİHM, 2010 yılında tek tip elbisenin insan haklarına aykırı olduğuna karar vermiş ve Romanya’yı on bin lira tazminata mahkûm etmiş! Yani, bizim kabul ettiğimiz bu Tek Tip Kıyafet Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararı ile mahkûm edilmiş!
Soru: Adalet Bakanlığımızın bu karardan haberi yok mudur?
Vatan Partisi; üyelerinin aidat ve bağışlarıyla ayakta durmaya çalışan bir parti. Vatan Partisi bu karara ulaşabiliyor da, onca danışmanı ve uzman personeli ile Adalet Bakanlığımız nasıl bu kadar yetersiz olabiliyor?
Burada bir sorun yok mu? Yüce Kitabımız “Emaneti ehline veriniz. Hükmettiğinizde adaletle hükmediniz” diyor (Nisa Suresi ayet 58). Emanetin ehline verildiğini kim iddia edebilir?
Diğer taraftan yine yüce Kitabımız, (Âl-i İmrân 159, Şûra 38) mealen; “İşleri aranızda danışarak görünüz” diyor!
Böyle kanunlar çıkarırken, Muhalefetin ve Baroların görüşlerinin alınması, demokratik bir devletin yapması gereken bir uygulama değil midir? Peki, bunun yapıldığını söyleyebilir miyiz? Bunun yapılması ülkedeki siyasî gerilimi düşürmez mi?
Yoksa gerilimden mi medet umulmaktadır?
İktidar, askerlerin yedikleri yemeklerden zehirlenme vakalarının artması üzerine güzel bir karar verdi. Yenişafak gazetesinde yer alan bir haberden anlaşıldığına göre, 2018 yılında, askerin tüm yiyecek ihtiyacı kamu kuruluşları tarafından karşılanacak. 40 bin tonu bulan et ve et ürünleri ihtiyacı Et ve Süt Kurumu tarafından sağlanacak. Askerin tahıl ve baklagil ihtiyacının tamamı Tarım Kredi Kooperatifinden karşılanacak. Askerin zeytinyağı, zeytin ve kuru inciri Marmarabirlikten ve Tariş’ten, Ayçiçeği yağı Trakyabirlik’ten çayı ise ÇAYKUR’dan karşılanacak. Askerin ihtiyaç listesindeki baharat ise, cezaevleri bünyesinde açılan iş yurtlarındaki atölyelerden karşılanacak. Kahramanmaraş’ın Türkoğlu ilçesindeki Açık Ceza ve İnfaz Kurumu bu ihtiyacı karşılayacak cezaevlerinden biri olacak.
AKP iktidarı, Özel Teşebbüsçülüğü, bugüne kadarki bütün iktidarlardan daha hararetle savundu. Bu saplantı nedeniyle çok ağır bedeller ödedik. Geç de olsa gerçeklerin görülmesi yine de sevindiricidir.
NOT: Sayın Cumhurbaşkanının Tunus’ta, Suriye Devlet Başkanı Beşer Esad hakkında söylediği o çok ağır sözlerin, başta Amerika olmak üzere bu ülkenin düşmanlarını sevindirdiği muhakkaktır!

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı buraya girin