TÜRKİYE’NİN MENFAATİ DOĞU’DADIR! (2)

0
98

Rusya ile ilişkilerimiz gelişirken, Rusya’nın PYD ile ilişkisini ve Sovyetlerle tarihimizde yaşanan pürüzleri hatırlatarak, bu ilişkiyi baltalamak isteyenler, bizi, Rusya-Ukrayna arasındaki Kırım sorununda da Ukrayna tarafına itme gayreti içindeler! Bu konuda Kırım Tatar Dernekleri Federasyonu Genel Başkanı (KTDF) Enver Sel, önemli uyarılar yapıyor; “Türkiye’nin diyalog kurduğu Cemiloğlu bin Türk’ün lideri. Hâlbuki, Kırım’da 350 bin Türk var! Türkiye asıl bunlarla ilgilenmeli” diyor!
Birleşmiş Milletler’de Kırım’ın kime ait olduğu konusu oylandı. Aralarında Çin, Hindistan, Pakistan, Kazakistan ve Kırgızistan’ın bulunduğu 25 ülke Rusya dedi. Azerbaycan, Türkmenistan ve Özbekistan oylamaya katılmadı. Türkiye de oylamaya katılmayabilirdi. Fakat katılarak Ukrayna’dan yana oy kullandı! Oylamaya katılmayanların ve çekimser olanların sayısı “Kırım Ukrayna’ya aittir” diyenlerden çok daha fazla!
Batı aynı oyunu Çin’de de sahneliyor! Uygur Türkleri kullanılarak Çin’le aramız açılmaya çalışılıyor! Suriye’de ne kadar cihatçı Uygur Türk’ü savaştı? Bunları kim organize ediyor? Amerika, Türkiye’nin Çin’le ilişkilerinin gelişmesini istemiyor. Uygur Türklerinin lideri Rabia Kadir’in Amerika’da yaşadığını hatırlatalım!
Dünyadaki ve coğrafyamızdaki gelişmelere artık daha objektif bakmalıyız. Bunu da bize ancak Ankara Merkezli bir bakışın sağlayabileceği bilinmelidir. Yaşadığımız gelişmelerin algılanabilmesinin önündeki en büyük engel, Batı İttifakı içinde, Avrupa ve Washington Merkezli düşünmeye alışmış olmamız ve bunun etkisiyle yaşadığımız millî refleks kaybıdır.
Biz l Mart 2003’teki tezkere görüşmeleri sırasında da bu millî refleks kaybının çok vahim örneklerinden birini yaşamıştık. Bu tezkere, o zaman Meclis çoğunluğunu sağlamış olmasına rağmen, yeterli çoğunluğa ulaşamadığı için çok küçük bir farkla reddedilmişti! Ne var ki, günümüzde bile, reddedilmiş olmasının yanlış olduğuna inanan ve bunu savunanlar var!
Amerika ile, tezkere görüşmelerini yürüten E. Büyükelçi ve eski MHP milletvekili sayın Deniz Bölükbaşı, geçtiğimiz günlerde Hürriyet gazetesinde yayınlanan bir mülâkatında, yıllar sonra bile, ‘bölgemizde yaşanan kaosun temel sebebinin, o tezkerenin Meclis’te reddedilmesi olduğunda’ ısrar etmekteydi! Tezkere geçseymiş, Irak’ın kuzeyinde bir Barzani Devleti kurulamazmış!
Hâlbuki, 1 Mart Tezkeresi geçmiş olsaydı, 90.000 Amerikan askeri Güneydoğu’ya yerleşecekti. Ondan sonra, çıkarabilirsen çıkar bakalım!
Hazin olan şey, bu vahim gerçeğin hâlâ daha, en yetkili kişiler tarafından bile kavranamamış olmasıdır!
1 Mart Tezkeresi Meclis’te kabul edilseydi ve Güneydoğu’ya 90.000 Amerikan askerinin yerleşseydi, o vatan toprakları bizden kopartılacaktı. Tabiî, içimizdeki Amerikancıların, ‘Milletlerin Kendi Kaderlerini Tayin Hakkı’ adına, bunu hararetle destekleyecekleri de muhakkaktı!
Meğerse, Süleyman Demirel de 1 Mart tezkerenin geçmesini savunanlardanmış! Sonraki yıllarda bu konuda şunları söylüyor: “Ben 1 Mart tezkeresinin yanındaydım. 1 Mart tezkeresi ilk anda kabul edilip Türkiye Irak’ta olsaydı, Irak’ın durumu böyle olmazdı. 1 Mart tezkeresi ilk anda geçseydi Türkiye masada olacaktı!”
Eski Büyükelçi ve MHP milletvekili Gündüz Aktan da, 1 Mart Tezkeresinin geçmesini savunmaktaydı. ‘Amerikalıların gemilerini İskenderun açıklarında beklettiklerini, güvertelerdeki çok değerli ve hassas silâhların deniz suyundan etkilenebileceği’ uyarısını bir televizyon programında şaşkınlıkla dinlemiştik!
O tarihte Genelkurmay II. Başkanı olan, eski Genelkurmay Başkanımız sayın İlker Başbuğ bugün bile, ‘tezkere geçmeliydi’ görüşünü savunuyor!
Düşünebiliyor musunuz? Amerika gelip Güneydoğu’daki vatan topraklarına yerleşecek; Atatürkçüsü de, milliyetçisi de askeri de sivili de, bunun ne anlama geldiğinin idraki içinde değil!
E. Büyükelçi Şükrü Elekdağ ise, bu konuda şu çok önemli bilgileri veriyor: “Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök, ‘Tezkerenin geçmesi hâlinde, TSK birlikleri Kuzey Irak’a girecek ve PKK terör yuvalarını temizleyecekti… Şimdi bu imkânı kaybettik’ diyerek üzüntülerini dile getirdiler. Oysa, söyledikleri büyük bir yalandı. Zira, ABD ile imzalanan mutabakat muhtırası, Irak sınırı boyunca dar bir şeritte konuşlanacak olan Türk askerî birliklerine PKK unsurlarını takip edip imha etmeyi yasaklıyordu” (Uğur Dündar’la mülâkat, Sözcü, 4 Mart 2016)!
Halk TV’de, o yılları bir asker olarak yaşamış olan, E. Kurmay Albay, sayın Haydar Ateş’i dinliyoruz. Sayın Ateş de, tezkerenin Güneydoğu’yu işgal plânı olduğunu savunuyor. Tezkere geçseydi, Ordumuzun Irak’a gireceğini iddia edenleri de şöyle çürütüyor: “Evet, harekâtın bir safhasından sonra iki tugayımızın Irak’a girmesi söz konusu olacaktı. Fakat Irak’ın Kuzeyine değil, Bağdat’ın batısındaki ambar bölgesine!” Yani çöle!
E. Büyükelçi Onur Öymen’in, 14 Ekim akşamı Ulusal Kanal’da, 1 Mart Tezkeresi konusunda yaptığı açıklamalar da önemliydi. Sayın Öymen, Dışişleri Bakanlığı Müsteşarlığı yapmış tecrübeli bir isim olarak, 1 Mart tezkeresinin Meclis’te reddedilmesinin, yakın tarihimizin en önemli hadiselerinden biri olduğunun altını çiziyordu. Ancak, sayın Öymen’in, bu programda, Amerika yörüngesine girmemizin nedenini -yaygın kanaate uygun olarak-, Sovyet Tehditlerine bağlamasına katılmadığımızı belirtmek isteriz. Ne yazık ki, günümüzde bile bu konuda tam bir kafa karışıklığı yaşanmaktadır. Soğuk Harp Dönemi’nde ülkemizi Amerika kampında tutmak isteyenlerin temel gerekçeleri hep ‘Sovyet Tehditleri’ olmuştur. Sayın Öymen’in bile, ‘Stalin’in 1945’de Türk-Rus Dostluk anlaşmasını iptali ve bunu takiben, Boğazlarda üs ve toprak talepleri nedeniyle Amerika’ya yaklaştığımızı kabul eden bir yaklaşım içinde olması’ gerçekten çok hazin bir durumdur.
Ne yazık ki, tarihî gerçeklere aykırı olan bu iddialar yıllardır tekrarlanagelmektedir! Bize göre bunun sebebi, İsmet Paşa döneminde, ülkemizin Amerika’nın vesayetine sokulmasına mazeret uydurmaktan başka bir şey değildir. NATO hakkındaki yazı dizimizde bu konu üzerinde de duracağız.
I Mart Tezkeresine dönecek olursak: Amerika’nın 2003 yılındaki Irak Harekâtı öncesinde, Ne Barzani, ne de Amerika; ordumuzun Irak’ın Kuzeyine girmesini istiyordu! Vahim olan ise, 1 Mart Tezkeresinin sonuçlarının ne olabileceği çok iyi bilindiği hâlde, bu konuda, askerin açık bir tavır koymamış olmasıdır. Bugün, tezkereyi Meclis’e gönderen ve çıkması için çaba sarf eden AKP iktidarını çok haklı olarak suçluyoruz. Fakat Genelkurmay dik durmuş olsaydı, iktidar böyle bir tezkereyi Meclis’e getirebilir miydi? Özal döneminde, I. Körfez Harekâtı sırasında, Genelkurmay Başkanımız sayın Necip Toruntay’ın istifasını hatırlatırız!
Türkiye böyle soylu davranışları artık göremez oldu!

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı buraya girin