HDP’NİN MİSYONU!

0
51

Batı’nın, bir Kürt Devleti kurma projesi 19. yüzyıla kadar uzanır. İngiltere’nin ve Amerika’nın desteğini alarak Osmanlı topraklarına gelen Protestan misyonerler, DİNÎ/ ETNİK azınlıklar üzerinde faaliyet göstermeye başlarlar. Ermeniler üzerinde İngiliz ve ABD’li misyonerler Protestanlık; Fransız misyonerler de Katoliklik üzerinde çalışarak Gregoryen Ermenileri üçe bölerler; Ermeni etnik milliyetçiliği tahrik ve teşvik edilir! Kürtler Müslüman oldukları için ‘MESELE’ye dilden girerler ve Kürtçe gramer çalışmaları yaparlar çünkü bir Kürt Milleti yaratmak için önce ortak bir Kürtçe dilinin yaratılması gerektiğini iyi bilmektedirler. Fakat ne var ki, Osmanlı’nın Kürt tebaası bu çalışmalara pek itibar etmez ve bu yüzden emperyalist ajanların Kürt vatandaşlarımızı aşağıladıkları bilinmektedir. Nasıl aşağılamasınlar ki, adamlar deniz aşırı memleketten gelmişler sırf sizin ‘kaşınız gözünüz hatırına’ size bir alfabe kazandırıp, sizi bir millet hâline getirecekler, siz dönüp bakmamışsınız bile!
Fakat Atatürk’ün ölümünden sonra, içimize iyice sızan Batılı ‘DOSTLAR’ bu ülke aydınlarının-siyasetçilerinin gafleti sayesinde; sorunlarımıza bir de ‘Kürt Meselesi’ ekleyebilmişlerdir!
Ülkemizde de çok iyi tanınan Pakistanlı Prof. Feroz Ahmet, 27 Ağustos 1998 tarihli Milliyet’te, Nilüfer Kuyaş’la mülâkatında, Kürt Meselesi hakkında şu çok değerli analizi yapmış: “Sadece askerî olarak baş edilemez. Daha geniş ele alınması lâzım, meselâ entegrasyon, yani eğitim ve kültür açısından. 1945’den sonra doğunun ihmal edilmesi de bir eksiklik. Cumhuriyet’in ilk politikalarında böyle bir entegrasyon çabası var; Malatya, Kayseri gibi yerlere fabrikalar bu sebepten kuruluyor. Ama kapitalizmin kuralları işlemeye başlayınca sermaye daha kârlı yerler arıyor. Şimdi gene doğuya yatırımdan söz ediliyor. Bence ne kadar çabuk yapılırsa o kadar iyi.”
Bir yabancı araştırmacı bile entegrasyonun önemi üzerinde dururken; bu ülkenin GDO’lu aydınları, sözde demokrasimizin gelişmesi ve barış adına, Anadilde Eğitim, Özyönetim talepleriyle entegrasyona değil, ayrışmaya destek olmaktadırlar!
Ne yazık ki, HDP/PKK’nın bir GLADYO projesi olduğu görülemiyor!
Bir hatırlatma yapalım: 7 Haziran 2015 seçimlerinde Amerika, HDP’nin seçim başarısı için çok ince bir strateji uygulamıştı. Uludere’de, ABD istihbaratına dayanılarak, PKK’lı diye, kaçakçılık yapan köylülerin bombalanması suretiyle yaratılan mağduriyetle, projenin uygulanmasına başladılar! Sonra, malûm Ayn-el Arap (Kobani) tiyatrosunu yaşadık. Peşmerge güçlerine sınırlarımızı açtık; hem de, bir Cumhuriyet Bayramı günü! ABD uçakları IŞİD’i bombalayarak, PKK-PYD güçlerini rahatlattı ve bunlara bir savaş kazandırdı. ‘Kahraman’ PKK-PYD’liler IŞİD’in hakkından gelmiş oldular!
İmaj-Maker ABD, böylece PYD’ye itibar kazandırdı.
Önce yıpranan BDP sahneden çekildi ve yerine ‘Barış Meleği’ HDP devreye sokuldu! Arkasından da, HDP’nin seçimlere parti olarak katılması ve barajı aşması ayarlandı. Öcalan geri plâna itildi ve bağlama çalan, türkü söyleyen, ‘DEMOKRAT’ Selâhattin Demirtaş profili öne çıkarıldı. Erdoğan nefretiyle bilenen kitleler, HDP’nin Meclis’e girmesiyle, AKP iktidarının sona ereceğine inandırıldılar ve Diyarbakır mitinginde patlatılan bomba ile de, HDP lehine bir mağduriyet sağlanarak barajın aşılması garantilendi!
Aynı oyun bugün tekrar oynanıyor! Çünkü seçimlerden sonra tekrar gündeme getirilecek olan ‘Açılım için’ Meclis’te güçlü bir HDP’nin bulunması gerekiyor!
Emin Çölaşan Sözcü’de, sözde bazı ‘yaşlı abilerine’ HDP’yi tartıştırıyor. Bu ‘yaşlı abiler’ HDP’nin Meclis dışında kalmaması gerektiğini vurguluyorlar!
Yılmaz Özdil, 7 Haziran seçimleri öncesinde Atatürkçüleri “HDP’ye oy vererek kaleşnikofa şarjör olacakları” konusunda uyarırken; bu defa görüş değiştirmiş ve Veli Saçılık güzellemesi ile aslında HDP’ye oy verilmesini istiyor!
Biz de o nedenle HDP üzerine, bir yazı daha yazmak durumunda kaldık.
Atatürkçüler-Ulusalcılar dikkat ediniz; Atatürk’ün kemiklerini sızlatmayınız! Biliniz ki, esasen, kanunlarımıza göre, siyaset sahnesinde bulunmasının bile sorgulanması gereken HDP’nin yeniden Meclis’e girmesi bu ülkenin birliğine sıkılmış bir kurşun olacaktır. Şu çok iyi bilinmelidir ki, bu etnik/bölücü hareketi taviz politikası ile tatmin etmek mümkün değildir.
Bu konuda Nilgün Cerrahoğlu’nun yıllar önce yaptığı şu değerlendirmeyi paylaşalım: “İspanya, 1970’ler sonu ile 80’lerin başında, Avrupa’da yaşanan en büyük yerelleşme reformunu gerçekleştirdiği için çok özgün bir örnek teşkil ediyor. Demokratikleşme namına tartışılmaz addedilen ‘Yerelcilik’ ile ‘Özerk Devlet Modeli’ her hâlükârda tartışmaya açılmış… Bölgesel özerklik getiren demokratik 1978 anayasası yeni geçmişti. ‘Fueros’ adı verilen, tarihî haklara sahip Basklarla Katalanlara ayrıcalık yapmamak için; Franko faşizminden demokratik devlete geçilirken İspanya’nın 17 bölgesine birden özerklik verilmişti.”
Bu konuda ünlü siyasetçi ve filozof Fernando Savater, Cerrahoğlu’na verdiği biri mülâkatta şu dramatik tespiti yapmış: “Özerklikle Milliyetçilik Yumuşamadı; bilendi! Ayrılıkçılık, bölgecilik ve bölgesel milliyetçilik fırsatçı bir hastalıktır. Bu hastalık zayıflayan organizmalara saldırıyor. İspanyol Devleti bir ‘Özerklikler Devleti’ olmaktan çıkıp, ‘Milliyetçilikler Devleti’ hâlini aldı. Demokratikleşmenin olmazsa olmazı sayılan yerelleşme ve yerinden yönetimler egoizmi beslediği, ‘eşitlik’ ve de ‘dayanışma’ duygularını zedelediği için neredeyse bugün demokrasinin düşmanı sayılmaya başlandı.”
Evet, tecrübelerden yalnız gafiller ve kötü niyetliler ibret almazlar. İspanya akıllandı, hatasından geri dönmeye çalışıyor! Bizim ‘DEMOKRATLAR’ İspanya’nın hatasını tekrarlama gayreti içindeler! Terörün sona ermesi için ‘öneriler’ yapan hayatlarında Güneydoğu’ya gitmemiş ‘uzman’ kişiler, İspanya’dan örnekler veriyorlar. Etnik siyaset yapan bir partinin kapatılmasını ‘demokrasiye bir darbe’ olarak niteliyorlar. Bu Beylere göre, demokrasilerde parti kapatılmazmış! Güneydoğu’yu tanımadıkları gibi, İspanya hakkında da düzgün bir bilgiye sahip değiller. Fakat bunların ne önemi var ki, önemli olan kafaların karıştırılmasıdır.
Avrupa’da ayrılıkçı parti kurmak yasak değil. Fakat bu partinin terör örgütü ile bağı tespit edilirse gözünün yaşına bakılmıyor! İspanya’daki, ayrılıkçı Hery Batasuna partisinin, ETA terör örgütü ile organik bağı tespit edildiği için kapatıldığını; hattâ, bu partinin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne yaptığı başvurunun da terör örgütü ile bağı olduğu gerekçesiyle reddedildiğini hatırlatalım! Bize gelince, dünya âlemin bildiği bir gerçektir ki, HDP, terör örgütü ile organik ilişki içindedir! Eş Başkan Figen Yüksekdağ, “Biz sırtımızı YPJ’ye, YPG’ye ve PYD’ye dayıyoruz! Bunu söylemekte, bunu savunmakta hiçbir sakınca görmüyoruz” demiyor muydu?
HDP Hakkâri milletvekili Abdullah Zeydan’ın, “PKK barış ve halk hareketidir. Onun öyle bir gücü var ki, sizi tükürüğüyle boğar” sözleri örgüt propagandası değil midir?
Selâhattin Demirtaş’ın “Kürt gençleri özyönetim ilân etmesinler de ne yapsınlar?” sözleri, hendekler kazarak, bombalı tuzaklar kurarak şehirleri harabeye çevirenleri teşvik etmedi mi? Bu bombalı tuzakların asfaltların altına HDP’li belediyeler tarafından tuzaklandığını, hendeklerin de belediyelerin kepçeleriyle kazıldığını hatırlatalım!
Özyönetim maskaralığıyla Güneydoğu’yu cehenneme çevirdiler. Güneydoğu’da ticareti bitirdiler. PKK’nın bölgedeki etkinliğinin büyük ölçüde kırılmasından sonra ticaret ve hayvancılık yeniden canlanmaya başladı.
24 Haziran öncesinde son kez bunları hatırlatalım dedik!

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu yazınız!
Lütfen isminizi buraya giriniz