2. ABDÜLHAMİD; EZBERLER VE GERÇEKLER (1)

0
11

Gün geçmiyor ki, II. Abdülhamid hakkında bir karalama yapılmasın! İlginç değil mi?  1918 yılında ölen II. Abdülhamid, sanki dün ölmüş gibi, sanki bu ülkeyi Batı Emperyalizminin cenderesine sokan oymuş gibi, eleştiriliyor da eleştiriliyor! Geçenlerde tarihçi Sinan Meydan da, 12 Mart tarihli Sözcü’deki haftalık yazının tamamını II. Abdülhamid’e ayırmıştı. Yazdıklarının büyük bir çoğunluğu doğru değildi! Sadece bilinen ezberleri tekrarlamış!

Muhafazakâr kesimin II. Abdülhamid’e toz kondurmadığı bilinir! Ne var ki, Ulusal Kanal’da katıldığı bir programda, rahmetli Necmettin Erbakan’ın ekonomi danışmanı Prof. Mete Gündoğan’ın da, II. Abdülhamid hakkında Sinan Meydan gibi konuştuğunu görünce  şaşırmadan edemedik.
II. Abdülhamid hakkında yeni çıkan, “II. Abdülhamid; Ezberler ve Gerçekler” kitabımızın önsözünde yaptığımız değerlendirme özetle şudur:
“Sultan Abdülhamid hakkında, günümüzde bile çok yoğun tartışmalar yaşanmaktadır. İlginç olan, Abdülhamid’den önceki Tanzimat Dönemi Padişahlarının bu tartışmaların dışında kalmalarıdır! Hâlbuki, Abdülhamid’in babası Abdülmecit ve amcası Abdülaziz dönemi, dış borçların ve devlet harcamalarında israfın doruğa çıktığı bir dönemdir! Abdülhamid, hem borçları kontrol altına almayı başaran ve hem de devletteki büyük israfa son veren bir padişahtır. Buna rağmen, bütün okların II. Abdülhamid’e yönelmesi düşündürücüdür. Abdülhamid’e yöneltilen ağır eleştirilerin sebebi, aydınların sürülmesi ise, Abdülaziz döneminde de sürgünler yaşanmıştır. Fakat buna rağmen Abdülaziz’e yöneltilen en küçük bir eleştiri bile yoktur! Abdülhamid’e gelince, ‘Kızıl Sultan, Müstebit Padişah, Hürriyet Düşmanı’ unvanları peş peşe dizilmektedir!
Ne yazık ki, bu tartışmalar genel ezberlere dayandığı için, Abdülhamid’i eleştirenler de, Abdülhamid’i yüceltenler de, tarihî gerçeklere dayanan objektif değerlendirmeler yapamamaktadırlar. Abdülhamid’i yerenler, yaptığı olumlu işleri görmezden gelmekte; yüceltenler ise, kusurlarını görmek istememektedirler. Hâlbuki, Sultan Abdülhamid, büyük kusurlarının yanında, çok yetenekli bir padişahtır. Prof. İlber Ortaylı’ya göre “Son İmparator”dur!
Padişah Abdülhamid hakkında gerçekçi bir değerlendirme yapabilmek için, önce o dönemin iç şartları ve Avrupa’daki gelişmeler iyi bilinmelidir.
Bilindiği gibi, 1789 Fransız Devrimi milliyetçilik rüzgârlarını tüm dünyaya yaymış; bundan, zamanın en büyük imparatorluklarından biri olan Osmanlı Devleti de etkilenmiştir. Fransız Devrimini takip eden yıllarda, Osmanlı topraklarında yaşayan Hıristiyan halklar, Avrupalı devletlerin kışkırtmaları ve destekleriyle bağımsızlık mücadelesine başlamışlardır. Bunun sonucunda Yunanistan 1829 yılında bağımsızlığını elde etmiştir.
İngiltere ile imzalanan 1838 Baltalimanı Ticaret Antlaşmasıyla millî bir sanayinin gelişmesinin önü tıkanmış; ülke, Batı’nın Açık Pazarı durumuna gelmişti. Batı’nın müdahaleleriyle Yunanistan’ın bağımsızlığını elde etmesi   diğer Balkan devletlerini de umutlandırmış; Balkanlar, milliyetçilik akımlarıyla âdeta kaynayan bir kazana dönmüştü. Doğu’da da, bağımsız bir Ermenistan davası güden, dış destekli bir Ermeni tedhişçiliği tırmanmaktaydı. Abdülhamid, Ermeni tedhişçilerinin bir suikastından kıl payı kurtulabilmişti.
Abdülhamid dönemi, Avrupa’daki ve Osmanlı coğrafyasındaki gelişmelerle birlikte çok iyi bilinmelidir. Çünkü, günümüzün Osmanlıcılık, İslâmcılık akımlarının kökleri o döneme kadar uzanmaktadır. Toplumumuzda büyük çatışma ve ayrışmalara sebep olan, İç Cephe’de önemli gedikler açan bu akımları iyi anlayabilmek ve Atatürk Devrimi’nin anlam ve değerini doğru kavrayabilmek için, Abdülhamid döneminin çok iyi bilinmesi zorunludur. Fakat, günümüzde yapılan tartışmalara bakıldığında, bu dönemin pek de bilinmediği görülmektedir. Nitekim aradan geçen yüz yıla rağmen yapılan değerlendirmeler yüzeyseldir ve hep birbirinin tekrarından ibarettir.
 Bir başka önemli husus, bırakalım 19. yüzyıldaki İmparatorluğun karşı karşıya bulunduğu iç ve dış şartların bilinmemesini; daha da vahimi ve âdeta bir kara mizahtan farksız olanı, Abdülhamid’i eleştirenlerin, Abdülhamid’in seçimle gelen bir Cumhurbaşkanı değil, bir Padişah olduğunu hatırlamak bile istememeleri ve Abdülhamid’den ‘Demokrat bir Lider’ davranışı beklemek gibi, bir gerçek dışılık içinde olmalarıdır.
Abdülhamid döneminin iyi bilinmemesi, günümüzde gereksiz ve temelsiz siyasî tartışmalara, ayrılıklara sebep olmaktadır. Bu durum tabiî ki, ülkemizi kontrolünde tutmak için her türlü entrikayı çeviren emperyalist güçlerin işine geldiği gibi, bu yapay ayrılıkların, bu anlamsız kavganın onlar tarafından teşvik edildiğine de kuşku yoktur. Çünkü Batılı ‘dostlarımız’, bu ülkede güçlü bir İç Cephe’nin varlığını aslâ istemezler.
Aydınlarımız, işte böyle yapay kavgalarla enerjilerini tüketmeli ki, Türkiye, bu coğrafyadaki emperyalist emellere set çekebilecek bir güce ulaşmasın; emperyalizm, bin yılı aşkın bir süre hâkim olduğumuz bu coğrafyayı, kendi doymak bilmeyen arzularına göre şekillendirebilsin; kaos politikalarını rahatlıkla uygulayabilsin!
Bugün yaşamakta olduğumuz bu ayrışmanın en önemli nedenlerinden biri de, aydınlarımızın Abdülhamid dönemine tarihî gerçeklerin ışığında değil de, ön yargılarının karanlığında bakmalarıdır.
Tarihimiz objektif bir şekilde incelendiğinde, bu ayrışmanın ne kadar temelsiz olduğu da görülecektir. Ne var ki, ezberlerimiz, bu tarihin doğru bilinmesinin önündeki en büyük engeldir. O nedenle, vatansever aydınlarımız, önce ezberlerini bir kenara bırakarak, tarihimizi doğru kaynaklara dayanarak çok iyi öğrenmelidirler. Bu yapılabildiğinde, Tanzimatçıların ve düş gezginlerinden pek de farklı olmayan Genç Osmanlıların, Jön Türklerin ve İttihatçıların hayâlperestliği ve bu hayâlperestliğin bize nelere mal olduğu daha iyi görülecek; bu da, sosyal tabanı bulunmayan, yapay Sağ-Sol kamplaşmasının aşılabilmesini ve daha olgun ve daha yapıcı bir siyasî hayata kavuşmamızı sağlayacaktır.
Çinli büyük askerî strateji ustası Sun Tzu’nun, şu değerli sözlerini hatırlatmak isteriz: “Eğer düşmanınızı ve kendinizi iyi tanıyorsanız, bütün savaşları kazanabilirsiniz. Eğer düşmanınızı yeterince tanımamakla birlikte kendinizi iyi tanıyorsanız, iki savaştan birini kazanabilirsiniz. Düşmanınızı da. kendinizi de iyi tanımıyorsanız hiçbir savaşı kazanamazsınız!”
Kendimizi iyi tanımanın yegâne yolu tarihimizi iyi bilmektir.
Ülkemiz üzerindeki emperyalist tezgâhların ürkütücü boyutlara ulaştığı; birlik ve bütünlüğümüzün şiddetle sarsıldığı bugünlerde, her zamankinden daha fazla, güçlü bir İç Cephe’ye ihtiyacımız vardır. Bu nedenle, bu ülkenin vatansever aydınları artık, Abdülhamid tartışmalarını aşmalıdırlar. Bugün güçlü bir İç Cephe’nin kurulmasının önündeki en büyük engellerden biri de, tarihimizi iyi bilmemekten kaynaklanan bu anlamsız tartışmalardır.” ./…

Facebook Yorumlar

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı buraya girin