TÜRKİYE’NİN MENFAATİ DOĞU’DADIR! (1)

0
74

Önce şunu belirtelim: Türkiye-İran ilişkilerini dinamitlemeye çalışan; Rusya ve Esad düşmanlığını körükleyenler Amerikan Emperyalizmine hizmet etmektedirler!
‘Suriye haritalarında, Hatay Suriye toprağı olarak gösteriliyormuş; İran bir Şiî Hilâli gerçekleştirmek istiyormuş, ‘Pers Milliyetçiliği’ yapıyormuş; Rusların sıcak denizlere inmek hayali varmış; Esad halkını katleden bir diktatörmüş’ gibi, Batı’lı odakların sürekli kızıştırdığı ve içimizdeki Etki Ajanlarının sürekli gündemde tutmaya çalıştıkları bu Kara Propagandayla güdülen amaç, Türkiye’yi Rusya’dan ve Bölge Devletlerinden uzaklaştırarak, yeniden Amerika’nın yörüngesine sokmaktır.
Şu gerçeğin bir kez daha altını çizelim: Türkiye, Atatürk’ün çizdiği rotayı terk ettiği için başına gelmeyen kalmamıştır. Askerî Darbeler, Sağ-Sol çatışması, Ermeni Soykırımı iddiaları, PKK, FETÖ ÇETESİ, Ege ve Kıbrıs’ta ‘dostlarımızdan’ gelen baskılar, yaşadığımız Ekonomik Buhranlar; bunların hepsi Batı İttifakı içinde uygulamak zorunda kaldığımız politikaların sonuçlarıdır.
AKP iktidarı şartların zorlamasıyla, Atatürk’ün, gerçekliği ve sağlamlığı denenmiş millî politikalarına dönmek zorunda kalmıştır. Bu iyi bir şeydir. Desteklenmelidir. Bu politikaları desteklemek iktidarın dümen suyuna girmek demek değildir. Türkiye’nin bu coğrafyada güçlü bir devlet olarak varlığını sürdürmesi ve emperyalist senaryoların işlevsiz kılınabilmesi için Bölge Devletlerinin -işbirliğini de aşıp-, bir Stratejik Ortaklığa yönelmeleri zorunludur ve bu ortaklığın altyapısı mevcuttur.
Birincisi, bu devletlerin aralarında büyük düşmanlıklar yoktur.
İkincisi, Türkler bu coğrafyayı bin küsur yıl adaletle yönetmiştir. Dinimiz birdir ve kültürlerimiz birbirine çok yakındır.
Rusya Federasyonu’nda önemli bir Türk nüfus yaşamaktadır. İran nüfusunun yarısı Türk’tür. Irak ve Suriye’de de bin küsur yıldır büyük bir Türk nüfus yaşamaktadır. Mezhepçi bir siyasetten uzak duran Türkiye, bölge devletlerini, güvenilir bir müttefik olabileceğine inandırdığı takdirde, bu ülkelerdeki Türk nüfus, aramızda kurulacak Dostluk Köprüsünün önemli bir aracı olabilir. Geçmişte Turgut Özal’ın ve yakın zamana kadar da AKP iktidarının sürdürdüğü mezhepçi söylemin kötü sonuçları unutulmamalıdır.
Azerbaycan Ermenistan’la Karabağ sorununu yaşadığında, Turgut Özal’ın “Onlar Şiî biz Sünnî’yiz” sözlerini hatırlatırız!
Bu Bağnaz Mezhepçi siyaset nedeniyle Türkiye, Azerbaycan Devlet Başkanı Ebulfeyz Elçibey gibi, Atatürk ve Türkiye hayranı bir devlet adamına sahip çıkamamıştır!
Siz bakmayın “Atatürk de Batıcıydı” yalanlarıyla, bu ülkenin Batı’ya bağımlılığının sürmesini savunanlara; ülkemizin menfaati, Atatürk’ün yaptığı gibi, başta Rusya olmak üzere Bölge Devletleri ile işbirliğinin geliştirilmesindedir. Ancak, bunun pek o kadar kolay olmadığı da bilinmelidir. Çünkü, AKP içinde bile, buna karşı Batıcı gruplar vardır.
Amerika var gücüyle üstümüze gelirken, Batı Hayranları hiç çekinmeden ve hiç utanmadan Batı yandaşlığını sürdürüyorlar!
Amerika’da yaşayan Serdar Turgut, 24 Kasım tarihli Habertürk’te, “ABD bize neden karşı deyip kızmak yerine onu anlayıp, sakince stratejiler geliştirmeliyiz” diyerek, ABD yörüngesinde kalmamızı tavsiye ediyor! Serdar Turgut, aynı yazısında, “Amerikan düşmanlığı yapmak bize, ulusal güvenliğimize zarar verir” diye bir de tehdit sallıyor!
Medyaya serpiştirilmiş birçok Algı Mühendisi, Amerika’dan uzaklaşmamızı, ‘Rusya da Emperyalist değil mi?’ diyerek önlemeye çalışıyor!
Amerika’daki Rıza Sarraf davasını takip eden CHP Genel Başkan Yardımcısı Erdal Aksünger’in, mahkeme salonundan çıkışta yaptığı şu açıklama da oldukça ilginç: “Bu davalardan dolayı durmadan gerilen yeni bir dış politik sürece gidiyoruz. Rusya tarafına iteleniyoruz. Daha çok Orta Doğu’ya iteleniyoruz. Bunlar doğru şeyler değil!”
Yani, sayın Aksünger de ‘Batı’dan uzaklaşmamızdan’ endişeli!
Sayın Aksünger’e sorsak, ‘Atatürkçüyüm’ der! iyi de, bir Atatürkçü Türkiye’nin Doğu’ya yaklaşmasından nasıl rahatsız olabilir? Atatürk’ün de hedefi de bu değil miydi?
İYİ Parti milletvekili sayın Nuri Okutan da, Amerika’daki, Türkiye düşmanlığına dönüşen Sarraf Davasını kast ederek, “ABD, bu operasyonla Türkiye’nin Rusya’nın kucağına itildiğini görmeli ve bu işe dur demelidir” diyor!
Yani, sayın Okutan da sayın Aksünger gibi, Rusya’ya yaklaşmamızdan endişeli!
Bu sayın zatlara, Atatürk döneminde, bağımsızlığımızı koruyarak, Amerika ile de, Rusya ile de iyi ilişkiler kurduğumuzu hatırlatalım! Bunu bugün niçin yapamayalım?
CHP’nin internet sitesinden anlaşıldığına göre, CHP Genel Başkan Yardımcısı sayın Öztürk Yılmaz’a, Amerika seyahati sırasında görüştüğü ABD’liler şunları söylemişler: “PYD/YPG konusunda Türkiye’yi rahatsız etmeyecek bir yöntem arıyorlarmış. Suriye’de tek bir ordu kurulabilirmiş. PYD/YPG de bu orduya yazılabilirmiş! Patriotlar konusunda durum bildiğimiz gibi değilmiş. Patriot füze sistemlerinin satış ve teknoloji transferi konusunda bir müttefike yapılan en avantajlı teklifi sunmuşlar ama Türkiye nedense Rusya’dan S-400’leri almakta direniyormuş. Türkiye S-400’leri alırsa Rusya’ya uygulanan yaptırımlardan etkilenirmiş. Amerikalılar İran’ın daha yayılmacı hâle geldiğini fark etmişler! “
Özetle Amerikalılar demişler ki, “PYD/YPG bölgede kalıcı hâle gelecek. S-400 alırsanız, size yaptırım uygularız!”
Yani bırakın Rusya ve İran’ı bizimle olun!
Tuhaf olan şey, CHP’nin ve İYİ Parti’nin de benzer söylemleri!
Bu arada şunu da hatırlatalım ki, bizim Rusya’ya yaklaşmamız, Batı için hep endişe kaynağı olmuştur. 1838 Serbest Ticaret Antlaşmasıyla Osmanlı’nın elini kolunu bağlayan İngiltere Dışişleri Bakanı Lord Palmerston’un (daha sonra Başbakan), 25 Mayıs 1839’da Fransız meslekdaşına gönderdiği, “Rusya ile Osmanlı İmparatorluğu’nun dostluk kurmuş olabileceği, bunu yıkmak gerektiği’ mesajı bunun çok çarpıcı bir örneğidir (Doğan Avcıoğlu, “Millî Kurtuluş Tarihi”, s. 1708)!
‘Efendim, Rusya da Emperyalist! Bir Emperyalist Devletin vesayetinden, bir başka Emperyalist Devletin vesayetine mi gireceğiz?’ diyerek, Rusya’yla ABD’yi aynı kefeye koyanlara, dünyamız için en büyük tehdidin, bütün dünyayı kontrolü altına almak isteyen Finans Kapital olduğunu ve merkezinin de Amerika olduğunu hatırlatırız! Ve yine hatırlatırız ki, Rusya Federasyonu da, bizim gibi, bu güçlerin tehdidi ile karşı karşıyadır. Sovyetler dağıldıktan sonra, Batı’nın Rusya’nın başına getirdiği Yeltsin döneminde, Rusya’nın nasıl bir iktisadî perişanlığa sürüklendiği hatırlanmalıdır. Rusya, Putin’le kendini toparlamayı başardı.
Dün, Sovyetler Birliği döneminde Warşova Paktı üyesi olan Polonya, Macaristan, Romanya, Bulgaristan, Estonya, Letonya, Litvanya, Slovenya, Çek Cumhuriyeti ve Slovakya bugün NATO üyesidir! Ukrayna da Sovyetlerden kopartıldı. Keza Gürcistan da Soros’un Turuncu Devrimiyle Rusya’dan kopartılmıştı. Fakat Putin, Gürcistan’ın yeniden Rusya’ya yaklaşmasını sağladı. Yine Çeçenistan olaylarını hatırlayınız. Çeçen teröristleri kimler organize ediyordu? Rusya da Amerikan ambargosu ile karşı karşıyadır! ./…

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı buraya girin