BIRAKIN ARTIK ŞU ‘KATİL ESED’ POLEMİĞİNİ!

0
71

İktidara yakın bir isim olan, Prof. Nurşin Ateşoğlu Güney, Yenişafak gazetesindeki 30.11.2017 tarihli makalesinde, şu önemli tespitleri yapmış:
“Rusya; Orta Doğu denkleminde, ABD’nin dengelenmesi adına hamleler yaparken PYD’yi tamamen ABD’nin eline bırakmama siyaseti güdüyor(…). Sahada Afrin operasyonu hazırlıkları tamamlanırken, Türkiye, ‘masada verdiği sinyallere göre’, Suriye rejimi ile barışmak ve dolayısıyla Irak-Suriye-Türkiye üçgeninde PYD/PKK’yı kuşatmak için harekete geçecek!”
Prof. Nurşin, ‘yakında Suriye ile barış masasına oturulacak’ diyor ki, bu, Amerika’nın ve içimizdeki Amerikancıların en büyük korkularıdır!
Bugün, Rusya’nın PYD ile ilişkisi gündeme getirilerek, Amerika ile birlikte hareket etmenin yararlı olacağı akılları veriliyor! Bu Algı Mühendislerine sorarız: 1991’den itibaren Amerika ile birlikte hareket ettik de ne oldu? Irak ve Suriye bölünme aşamasına gelmediler mi? Ülkemiz de, bölünme tehdidi ile karşı karşıya değil mi? Rusya ve Bölge Devletleriyle birlikte hareket etmeye başladıktan sonra elde ettiğimiz kazançlar ise meydandadır. Amerika’nın Kürt Koridoru Projesi çok büyük bir darbe yedi. Suriye toparlanıyor ve Türkiye, bütün engellemelere rağmen, Esad’la barış masasına oturmayı başarırsa bütün emperyalist projeler çöpe!
Varsın, Batı ve içimizdeki Yeni Mandacılar, Batı ile birlikte olmamızın kazançları üzerine masallar anlatmayı sürdürsünler; tarih ve akıl bize, Bölge Devletleriyle işbirliğini sürdürmemizi ve daha da geliştirmemizi söylüyor.
Türkiye’nin bu Rota değişikliğinden panikleyen Batı hayranları eski nakaratları dillendirmeye başladılar! Rusya ezelî ve ebedî düşmanımızmış! II. Dünya Harbi’nden sonra Kars ve Ardahan’ı bizden istemişmiş! İran Şiî yayılmacılığı peşindeymiş! Irak’taki Haşdi Şabi güçleri Terörist bir yapılanmaymış! Mış! Mış! Mış!
Rota değişikliğinden endişelenen ‘dostumuz’ ABD Dışişleri Bakanı Tillerson da, ‘Rus Tehdidi’ konusunda bizi uyarıyor: “Biz, Avrupa’daki dostlarımızla birlikte, dirilen aktif bir Rusya tehdidi olduğunun farkındayız!”
Deneyimli diplomat sayın Onur Öymen’in, Soçi zirvesinin hemen ardından, ‘PYD’nin Moskova’da bir bürosunun bulunduğunu ve Suriye haritalarında, Hatay’ın bu ülkenin toprağı olarak gösterildiğini’ hatırlatması da, doğrusu oldukça ilginç (Ulusal Kanal, Nasıl Yani programı)!
Suriye ile barış görüşmelerinin telâffuz edildiği bugünlerde, ‘Hatay ilimizin Suriye haritalarında, Suriye toprağı olarak gösterilmesinin’ ve PYD’nin Moskova’da bürosunun bulunduğunun hatırlatılmasının anlamı nedir? Hemen soralım: Suriye bunu gerçekleştirecek güce sahip midir?
Ayrıca, Doğu Perinçek şu çok önemli hatırlatmayı yapmış: “Biz 2006 yılında Suriye’ye gittiğimizde, Esad Moskova’daydı. Esad’ın en güvendiği insan ‘önemli’ diyerek bize, Esad’ın Moskova’da ‘Biz Türkiye Devletine katılmaya hazırız’ sözlerini nakletti. Bir sene sonra Mersin’de yapılan bir ticarî konferansta Suriye’den gelen yetkililer tekrarladı: Tek Devlet olalım!” Sayın Perinçek ekliyor: “Zaten Atatürk’ün arzusu Türkiye, Irak ve Suriye’nin bir Konfederasyon olması değil miydi” (Aydınlık, 9.12.2017!
Suriye ile ilişkilerimizin iyi olduğu dönemde, Suriye Başbakanı Muhammed Naci Otri’nin şu sözlerini not etmişiz: “Biz geçmişe dönüp bakmak istemiyoruz. Mayınların temizlenmesi, yeni sınır kapılarının açılması, mevcut kapıların modernize edilmesi gündemdedir. Kısa bir süre önce bunu tasavvur bile edemezdiniz. Halep-Gaziantep uçuşları yapılıyor. Biz artık Türkiye-Suriye’yi bir bölgesel coğrafya olarak görüyoruz. Hattâ şöyle diyoruz: ‘Bütün Türkiye Suriye’nindir, Bütün Suriye Türkiye’nindir!’”
Ağustos 2010’da, Başbakan Erdoğan da, Gaziantep’te şu konuşmayı yapıyordu: “(…)Esad kardeşimle oturduk, iki dost olduk. Gaziantepli kardeşim cebine pasaportunu koyuyor, Halep’e, Şam’a gidiyor. Halep’teki, Şam’daki kardeşim de, cebine pasaportunu koyuyor Gaziantep’e geliyor. Kim kazandı? Türkiye kazandı!”
Ne yazık ki, iktidar bu adımlarını sürdüremedi! Çünkü, Batı İttifakı içindeki bir Türkiye ancak, Batı’nın çıkarlarının savunuculuğunu yapabilir; kendi millî menfaatlerine ve bu coğrafyanın istikrar ve refahına hizmet edecek adımlar atamaz! Ne var ki, bugün geldiğimiz aşamada, bu bakımdan büyük bir şansa sahibiz. Özellikle 15 Temmuz Darbe Teşebbüsü, Amerika’nın ipliğini iyice pazara çıkarmış; milletimiz gerçeği görmüş; Amerika psikolojik üstünlüğünü kaybetmiş ve bu da, ülkemizin Bölge Devletleri ile işbirliğini geliştirmesi için çok müsait bir ortam yaratmıştır.
Batılı ‘dostlarımız’ ve içerdeki Yeni Mandacılar ne kadar uğraşırlarsa uğraşsınlar, Türkiye artık Batı İttifakının cenderesine giremez. Türkiye’nin yüksek menfaatleri, başta Rusya olmak üzere Bölge Devletleri ile işbirliğini zorunlu kılmaktadır. ‘Atatürkçüyüm’ diyenlere, Atatürk’ün politikasının da bu olduğunu hatırlatmak isteriz! Cumhurbaşkanımızın İran’a yaptığı seyahatlerde hep, Sadabat Sarayında ağırlanması anlamlı değil midir?
İran bize Sadabat Paktı’nı hatırlatmak istiyor! Fakat bizim ‘Atatürkçüler’in ne umurunda!
Attilâ İlhan’ın bir televizyon programında, İran Şahı Rıza Pehlevî’nin, Türkiye’den ayrılırken Atatürk’e söylediği şu sözlerini duyduğumuzda gözlerimiz yaşarmıştı: “Sıkıntıya düşersen, Doğu’da bir Tümen Komutanın olduğunu unutma!”
Ne yazık ki, biz Atatürk’ten sonra, Sadabat Paktı’nı geliştirmek yerine, Emperyalist Devletlerle ittifakı tercih ettik! Hâlbuki, Sadabat Paktı’na daha sonra bağımsızlıklarına kavuşan Mısır, Suriye, Ürdün ve Lübnan gibi ülkeler de dahil edilebilirdi; edilmeliydi! Bugün eğer Amerika, bölgemizi bu kadar rahatlıkla karıştırabiliyorsa, bunun baş sorumlusunun Atatürk’ten sonra bu ülkeyi Batı İttifakına sokanlar ve bunu sürdürenler olduğu bilinmelidir!
Batı İttifakı içinde başımıza gelmeyen kalmadı. Fakat, Batı Ajanları ve Batı hayranları o denli güçlüler ve küstahlar ki, Amerika’nın suç üstü durumunu örtbas etmeye çalışmakta ve hâlâ daha, bu ülke ile kayıtsız koşulsuz işbirliğini savunmaktadırlar!
Acı ama, gerçek odur ki, bu ülkenin Atatürkçüsü de, İslâmcısı da büyük ölçüde Batı hayranıdır! Bu gerçek, bu ülkede millî bir siyaset uygulanmasının önündeki en büyük engeldir. Fakat, 15 Temmuz Darbe Teşebbüsünden sonra, millette başlayan uyanış diri tutulabildiğinde ve iktidar, Atatürk düşmanlarına tavır koymayı başararak, Atatürk’ün Bölge Merkezli siyasetini benimsediğinde, bu mandacıların etkilerinin büyük ölçüde bertaraf edileceği de bilinmelidir.
Türkiye mezhepçilik siyaseti gütmedikçe, Bölge Devletleri ile güçlü ilişkiler kurabilir!
Atatürk’ün bunu daha 1930’larda başardığını hatırlatalım! ./…

NOT: İslâm İşbirliği Teşkilâtı’nın (İİT) sonuç bildirgesi Türkiye için çok büyük bir diplomatik başarıdır. Bu karar, şımarık ABD ve İsrail’in yüzüne bir şamar gibi inmiştir. Tüm dünya, Amerika’nın istediğini yapamayacağını görmüştür! Şunu tekrar hatırlatalım ki, Türkiye’nin, Bölge Devletleri ile yapacağı Stratejik Ortaklık tüm dünyaya karşı elini daha da güçlendirecektir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı buraya girin