PKK’YI NASIL BİTİRİRİZ? (7)

0
466

Amerika’nın bölgemizdeki kanlı senaryolarını etkisiz kılabilmek için, başta Rusya olmak üzere Bölge Devletleriyle işbirliği yapmamız aklın gereğidir. Fakat gelin görün ki, ülkemizde aklını kiraya verenlerin sayıları da az değil! Rusya ve İran’a yaklaşmamızdan rahatsız olanlar var! Hele Suriye ile el sıkışmamız ihtimalinden bazılarının ödleri kopuyor!
Mümbiç’de Amerika ile karşı karşıya gelmemize ve bu ülkeden örtülü ve açık tehditler almamıza rağmen ‘ille de Amerika’ diyenler var!
Rusya’yla, S-400 füzeleri anlaşmamızdan NATO’daki ‘müttefiklerimiz’ rahatsız! Bize, bunun sonuçları olacağını hatırlatıyorlar! 4 Nisan’da Ankara’da yapılan Türkiye-Rusya- İran zirvesiyle verilen fotoğrafın, Batılı ‘Dostlarımızı’ daha da rahatsız ettiği muhakkaktır. Fakat, hiçbir şey yapamazlar! Nitekim, Kahraman Ordumuzun gücünü Afrin’de bütün dünya gördü! Afrin Harekâtı hem Ordumuzun yıpratılan itibarını büyük ölçüde onardı ve hem de Ordumuza büyük özgüven kazandırdı. İşte son MGK kararı da bu özgüvenin eseridir. Bildiride, “Mümbiç’deki teröristlerin bir an önce bölgeden uzaklaştırılması gerektiği, aksi takdirde, Türkiye’nin diğer bölgelerde olduğu gibi, burada da bizzat inisiyatif kullanmaktan çekinmeyeceği” belirtiliyor ve terör örgütünün bölgedeki faaliyetlerinin öncelikle Irak tarafından önlenmesinin beklendiği, bunun mümkün olmaması hâlinde bizzat Türkiye tarafından engelleneceği ifade ediliyor! Bildiride, PKK, PYPD, YPG, IŞİD, FETÖ gibi terör örgütleri için ‘Proje Terör Örgütleri’ ifadesinin kullanılması da önemlidir. Projenin adresini artık bilmeyen kaldı mı? Made in U.S.A!
MGK bildirisi ile Suriye’deki terör varlığına son vermek kararlılığımızı dün dünyaya göstermiş olduğumuz gibi, terör örgütünün Irak’taki varlığına son verilmesi için, Bağdat yönetimi ile diyalog vurgusunun yapılmış olması, bölge devletlerine tepeden bakan iktidarın, nihayet Devlet Aklını benimsemiş olduğunu göstermesi bakımından da önemli bir gelişmedir.
Millî Gazete’de Mehmet Seyfettin Erol, 5 Mart tarihli makalesinde Rusya Federasyonu ile ilişkilerimiz hakkında, özetle şu çok önemli hatırlatmayı yapmış: “16 Kasım 2001’de imzalanan “Türkiye Cumhuriyeti ile Rusya Federasyonu arasında Avrasya’da İşbirliği Eylem Plânı’; ‘İkili İşbirliğinden Çok Boyutlu Ortaklığa’ başlıklı belge, bu bağlamda bir dönüm noktasıdır. Zira bu belge, Avrasya merkezli ABD’nin tek kutuplu bir yeni dünya düzeni inşasına karşı, coğrafyadaki stratejik aklın/refleksin bir kez daha devreye girmesi ile eşdeğer olmuştur. Türkiye ve Rusya arasındaki bu anlaşma, ABD’nin sadece Orta Asya-Kafkasya-Karadeniz bazlı oyununu bozmakla kalmamış; etkisini Suriye merkezli olarak Orta Doğu’da da göstermiştir.”
Sayın Erol daha sonra, “ABD/NATO Nükleer Tehdidine karşı Rus Şemsiyesi mi?” başlığı altında da şu değerlendirmeyi yapıyor:”Türkiye’yi dolaylı bir şekilde tehdit eden ABD/NATO’ya karşı cevap birkaç gün önce Rusya’dan verildi. 1 Mart’ta, Federal Meclis konuşmasında, /Rusya ya da, müttefiklerinden birine karşı nükleer silâh kullanılması hâlinde, bu saldırıya, Rusya’ya yapılmış bir saldırı gözüyle bakılıp derhâl karşılık verileceğini vurgulayan/ Putin’in burada, özellikle müttefikleri ile neyi kast ettiği. Rusya Parlamentosu’nun alt kanadı Duma’nın Güvenlik Komitesi Başkan Yardımcısı Aleksandr Şerin ile netlik kazanmıştır. Şerin, Güvenlik Anlaşması ülkeleri Suriye, İran, Kuzey Kore, Çin ve Türkiye’nin, Rusya’nın Müttefikleri Olduğunu, bu ülkelere karşı herhangi bir nükleer saldırı tehdidi hâlinde Moskova’nın harekete geçmeye hazır olduğunu söyleyerek, ABD/NATO’ya âdeta geçmiş olsun demiştir!”
16 Kasım 2001 tarihinde Rusya ile yapılan anlaşmadan sonra, ülkemizde yaşanan siyasî gelişmeleri ve savrulmaları hatırlayınız. Fakat nihayet, Rusya ile ilişkilerimizin 2001’deki noktaya gelmesi sevindiricidir. Umarız artık geri dönüş yaşamayız! Diğer taraftan, Mehmet Seyfettin Hoca’nın değindiği gibi, Rusya’nın; Amerika’nın tehditlerine karşı Türkiye’nin yanında bulunacağı mesajı da önemlidir. Sayın İbrahim Karagül’ün de belirttiği gibi, Batı Emperyalizminin saldırı ve tehditlerine karşı Doğu Cephesi yavaş yavaş gerçekleşiyor.
Amerika’nın Türkiye’deki Dostları, bu gelişmelerden muhakkak ki, çok üzülüyorlar! Bu mankurtların artık, ‘Amerika’nın ve NATO’nun koruma şemsiyesi altında olduğumuz’ yalanları ile milletimizi kandırmaları mümkün değildir. Ancak, demokrasi havucunun ne kadar etkili olduğunu da biliyoruz! Nitekim, Hürriyet yazarı Taha Akyol, “Putinizm” başlıklı yazısında, bize Evrensel Değerlerin ve Demokrasinin Batı’da olduğunu ‘hatırlatmış!’
Akyol’un yazısı özetle şöyle: “Putin, Rus Parlamentosunda geçen Cuma günü yaptığı konuşmada ‘Dünyanın her noktasını vurabilecek menzil tanımayan, engellenemeyen’ yeni silâh sistemlerini açıkladı. Siyaset bilimci Dimitri Vassilev, daha 2000 yılında ‘Putinizmin esası özelleştirilmiş devleti güçlendirmektir’ diye yazmıştı. (…) Askerî gücü tamam ama Putinizm insanlığa ne vaad edebilir? Sovyetlerin vaadi sosyalizmdi, üstelik muazzam bir akademik ve entelektüel birikimi ve etkisi vardı. Ama gerçeğe ters olduğu için battı. Putinizm dostluk kuracağı, etkilemek istediği toplumlara, ahlâkî zemin arayacağı çevrelere ne vaad edebilir? Putin’den hiç özgürlük, hukuk gibi kavramlar duyduk mu? Sadece güç, başka bir şey yok! Rus çoğunluk, Putin’i destekliyor, yolsuzlukları haksızlıkları önemsemiyorlar. Özgürlüklere ve hukukun üstünlüğüne şimdilik de olsa pek ihtiyaç duymuyorlar. Sovyetler zamanında da öyleydi ama devam edebildi mi?”
Sayın Akyol demek istiyor ki, her şeye rağmen Amerika’dan ayrılmayalım! Çünkü demokrasi, özgürlük, insan hakları orada! Bu dolmaları artık yutacak mıyız? Halide Edip Adıvar da, Sivas Kongresi öncesinde, Atatürk’e gönderdiği Amerikan Mandasını savunan mektubunda, “Anadolu’da olup bitenleri dikkat ve sevgiyle izleyen bir Amerika var” demekteydi! Hatırlatalım dedik!
İlginçtir ki, aynı gün Yenişafak’ta Prof. Süleyman Seyfi Öğün de, ‘Amerika’ya Türkiye’nin önemini hatırlatan’ bir yazı yazmış! Özetle şöyle:
“Soru şu: ABD için Türkiye gibi güçlü bir kartı devre dışı bırakıyor ve kendisi için son derecede kritik olan Ortadoğu düzleminde; ne kadar teçhiz etse de derme çatma kalmaya mahkûm olan PKK’ya dayanmakta ısrar ediyor? Bu ısrarın maliyetleri ise ortada. Böyle yapmak suretiyle sadece Türkiye’yi kaybetmiyor; NATO kavramına ve disiplinine de muazzam bir darbe indirmiş oluyor. Bu kadarla da kalsa iyi. Türkiye’nin Rusya ve İran gibi ilki başının hoş olmadığı eski düşman yeni rakip; ikincisinin ise iflâh olmaz düşman olduğu iki güce yakınlaştırmanın; böylelikle de onları bölgede güçlendirmek olduğunu anlamıyor mu? Mesele İsrail’i rahatlatmaksa; Türkiye’yi dışarıda bırakmanın bir aklı, mantığı olabilir mi? Gelin görün ki ısrar sürüyor!”
PKK’yı bitirmek için Rusya ve Bölge Devletleriyle işbirliğinin önemini anlataduralım; bizim Amerikancıların derdi, PKK’ya ‘Kara Ordum’ diyen Amerika’dan uzaklaşmakta olmamız! Sayın Süleyman Seyfi Öğün, yoksa en büyük düşmanın EMPERYALİZM olduğunu bilmiyor mu?
Varsın, Akif Beki’ler, Taha Akyol’lar, Amerikancı Aydın ve Siyasetçiler ‘Sihirli Kavalı’ çalarak halkımızı yeniden Amerika’nın yörüngesine sokmaya çalışsınlar; bu milleti artık kandıramazlar. Milletimizin yüzde 94’ü her taşın altında Amerika’nın olduğuna inanıyor!
NOT: 4 Nisan’daki Ankara Zirvesinde Batılı ‘dostlarımızı’ çıldırtacak bir görüntü verilmesinden sonra, ‘Amerika Suriye’de bir provokasyon yapabilir’ deniliyordu ki, ‘Suriye Guta’nın Duma bölgesinde Kimyasal Silâh Kullandı’ iddiası gündeme bomba gibi düştü! Vahim olan ise, bu iddianın doğru kabul edilerek, Rusya ve İran’la ilişkilerimizi nasıl etkileyeceği hiç düşünülmeden, ‘Suriye’yi bu hâle getiren’ Uluslararası Toplum’u Suriye’ye müdahaleye davet etmemizdir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı buraya girin