BİZ ASIL SAVRULMAYI ATATÜRK’TEN SONRA YAŞADIK! (1)

0
28

İktidarın, şartların zorlamasıyla, başta Rusya olmak üzere bölge devletleriyle yakınlaşması üzerine, Atlantikçi yazarlardan ve Meclisteki muhalefetten “Türkiye Rusya’ya savruluyor” itirazları geliyor! CHP Genel Başkanı, NTV’de yaptığı bir konuşmada, “Tabiî ki, Batı ülkelerini örnek alacağız. Demokrasiyi, insan haklarını onlar savunuyor. Ne yani, Rusya’yı, İran’ı, Suriye’yi’ mi örnek alacağız?” demekteydi!
Bizim Atlantikçiler bugünlerde oldukça tedirgin!
Bülent Akarcalı TV NET’te, eksik olmasın, “Amerika gibi, demokratik değerlere bağlı bir ülke ile bu ilişkileri yaşadıktan sonra, Rusya’ya daha fazla yaklaşmak konusunda dikkatli olunmalı” diye uyarıyor! Yani aslında demek istediği ‘Biz yine Amerika ile devam edelim!’
Aynı akşam Haber Türk’te (21.11.2017) Sinan Ülgen isimli bir ‘uzman’ı dinliyoruz; o da, ‘Rusya’ya fazla yaklaşmamızın tehlikelerine’ dikkat çekiyor ve “Demokratik değerleri Batı temsil ediyor. Türkiye Batı’dan uzaklaşarak, demokratik değerlere mesafeli, otoriter bir yönetim olan Rusya’ya yaklaştıkça, demokrasiden de uzaklaşacak” uyarısını yapıyordu!
Rusya sanki cüzamlı! Hâlbuki, Rusya da bizim gibi, Batı’nın asimetrik taarruzu ile karşı karşıya! Sovyetler Birliği’nin nasıl dağıtıldığını; sonrasında kurulan Rusya Federasyonu’nun Yeltsin’le bir kez daha dağılmanın eşiğine geldiğini ve Rusya’nın; Rus Derin Devletinin müdahalesiyle ülkenin başına getirilen Putin’le düze çıkmayı başardığını hatırlatırız!
Bugün Türkiye de hedeftir!
Peki, ne yapacağız? Bu Amerikancıları dinleyerek, yeniden, bizi dilediği gibi dizayn etmekte kararlı Amerika’nın yörüngesine mi gireceğiz?
Suriye’nin hâli meydanda! Bugün de İran karıştırılıyor! İran’da, dış destekli muhalefetin, sözde hayat pahalılığını protesto gösterileri yapılıyor. Ölenler var. Suriye’nin karıştırılması da muhaliflerin ‘masum’ gösterileri ile başlamıştı! İktidar İran’daki eylemlerin arkasında kimin olduğunu gördü ve muhtemel dış müdahalelere açıkça tavır koydu. Bu çok güzel. Fakat bu tavrı dün Suriye’de göstermedikleri gibi, bugün de göstermiyorlar! Hâlbuki, Türkiye’nin, başta Rusya olmak bütün komşularıyla bölgesel ittifaklar gerçekleştirmesi lâzım.
Bu Batı destekli karışıklıklar ancak bu şekilde önlenebilir.
Amerika’dan F-35 savaş uçakları alınması kararlaştırıldı. Bu antlaşmayı NATO’cular yaptılar. F-35 uçakları Rus Su-35’lerden teknik bakımdan daha yetersiz. E. Pilot Kurmay Albay Osman Başıbüyük, F-35’lerin terörle mücadelede yararlı olamayacağını uyarısını yapıyor (Aydınlık, 223.11.2017)! Üstelik bu uçaklarının birim maliyeti 180 milyon dolarken, Rus SU-35’lerin birim maliyeti 75 milyon dolar! Rusya’dan S-400’leri alıyoruz da niçin Rus uçaklarını almayı düşünmüyoruz?
Rusya ile yakınlaşmamızdan rahatsız olan Atlantikçiler, “Türkiye Rusya’nın sömürgesi olacak” diyorlar! Çarlık Rusya’sı ile yapılan savaşlar hatırlatılıyor! İran da tabiî ki, ezelî düşman! Rusya ve İran’la ilişki kurmak tehlikeli! Peki ne yapacağız? Bizi ‘Sovyet Ayısına’ karşı koruyan Amerika ile ebediyen birlikte olacağız!
Hâlâ bunu savunanların olması gerçekten çok hazin. Hâlbuki, Atatürk döneminde Rusya ile çok sıcak dostluk ilişkilerimiz vardı. Bu ilişkiler karşılıklı menfaate ve saygıya dayalı olarak Atatürk ölene kadar sürdürüldü!
Dikkat ediniz! Atatürk ölene kadar!
Bizim Atlantikçiler, millî menfaatlerimize aykırı Atlantik taraftarlığını bıraksınlar da, biraz da Avrupa’da neler oluyor ona baksınlar! Alman halkının Putin’i Trump’tan çok daha fazla sevdiğini hatırlatalım! Almanya’nın en etkili haftalık dergisi Der Spiegel’de yayınlanan bir başyazıda, Alman halkının Avrupa ordusu kurulmasını istediği belirtiliyor! Frankfurter Allagemeine Zeitung, Atlantik’in çöküşüne işaret ederek, Atlantik sonrasına hazırlanmaktan söz ediyor! Alman halkı, NATO’yu da tehdit olarak görmekte! Almanya Çin’e ve Rusya’ya yöneliyor!
İçimizde öyle güçlü bir gayrimillî Amerikan lobisi var ki, şu son NATO tatbikatında, Atatürk’ün ve Cumhurbaşkanının hedef gösterilmesinden sonra bile NATO üyeliğini savunabiliyor! Bu çevreler, Rusya’ya yaklaşmamızı ‘SAVRULMA’ olarak değerlendiriyorlar!
Önce şunu belirtelim: Türkiye asıl savrulmayı Atatürk’ten sonra yaşamıştır. Bunu görebilmek için önce Atatürk’ü doğru anlamak ve Atatürk döneminde yapılanlarla sonrakileri kıyaslamak gerekir.
Atatürk’ün önderliğinde, Anadolu’da başlatılan isyan, aynı zamanda, 300 yıldır tüm Doğu’nun üstüne bir kâbus gibi çöken eski Sömürgeci Emperyalist Devletlerle bir hesaplaşmaydı ve bu mücadele, Türkiye dışındaki sömürge ya da yarı sömürge ülkelerin uyanmalarında çok etkili olmuştur. Mustafa Kemal Paşa bu gerçeği, daha Millî Mücadele sırasında görmüştür. Nitekim, 7 Temmuz 1922’de Sovyet Büyükelçisi Aralov’un; İran Büyükelçisi şerefine verdiği bir davette, bunu şu sözlerle ifade edecektir: “Türkiye’nin bugünkü mücadelesinin yalnız Türkiye’ye ait olmadığını bütün arkadaşlarımız ifade etmiş iseler de, bunu bir defa daha teyit etmek lüzumunu hissediyorum. Türkiye’nin bugünkü mücadelesi yalnız kendi nam ve hesabına olsaydı belki daha kısa, daha az kanlı olur ve daha çabuk bitebilirdi. Türkiye azîm ve mühim bir gayret sarf ediyor. Çünkü müdafaa ettiği bütün mazlûm milletlerin, bütün şarkın davasıdır ve bunu nihayete getirinceye kadar Türkiye, kendisiyle beraber olan şark milletlerinin beraber yürüyeceğinden emindir. (…) Öyle bir tarih yapacağız ki, ve gerçekten yaptık ki, bu feyizden yalnız Türkiya ve İran değil, bütün Doğu milletleri feyizlenecektir” (Prof. Mehmet Gönlübol, “Atatürk ve Türkiye’nin Dış Politikası”, s. 138).
Türkiye Atatürk’ün ölümünden sonra, bu Emperyalist Devletlerle ittifak ilişkisi içine girerek asıl savrulmayı yaşayacaktır.
Bu Savrulmayı kısaca anlatalım: Türkiye, 19 Ekim 1939’da tarafsızlık politikasını terk ederek, İngiltere ve Fransa ile bir ittifak anlaşması imzalar; II. Dünya Harbi’nden sonra da savaştan süper güç olarak çıkan Amerika’ya yanaşır! Amerika ile imzalanan ilk İkili Antlaşmanın tarihi 23 Şubat 1945’tir.
Amerika’nın, Küresel Hâkimiyet kurmak için, antikomünizmi bir silâh olarak kullanmaya karar vermesiyle, dünyada, Amerika’nın ve Rusya’nın yörüngesinde iki blok oluşur. Bir de, bu iki bloğa katılmayanların oluşturduğu tarafsızlar vardı ki, bunlara “3. Dünyacılar” deniliyordu. Türkiye 1952’de NATO’ya da girerek, ‘Hür Dünya’ denilen Bloğun yani, Emperyalist Devletlerin safındaki yerini pekiştirecektir! ./…

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı buraya girin