KUDÜS’LE İLGİLENMEMİZ YANLIŞ MI?

0
35

Kudüs’le tabiî ki, ilgilenmeliyiz. Fakat, bu ilginin nedeni, sadece, Kudüs’ün üç dinin kutsal mekânı olarak kabul edilmesi olmamalı; Filistin halkının, soykırıma uğrayan bir halk tarafından, soykırıma tâbi tutulduğu ve İsrail’in Arz-ı Mevud yani ‘vaad edilmiş topraklar’ sapkınlığı ile vatan topraklarımızın da hedef alındığı unutulmamalıdır.
Ancak, bölgemizde ve dünyada daha fazla söz sahibi olmayı istiyorsak, bölge devletleriyle işbirliğini geliştirmek zorunda olduğumuz da iyi bilinmelidir.
İngiliz ve Amerikan propagandalarının, tarih bilmeyen zihinlere yerleştirmeyi başardığı, ‘Araplar bizi I. Dünya Harbi’nde arkadan vurdu’ saplantısı ile, bölgeden uzaklaşmamızın çok vahim sonuçlarını yaşadık. Bu sonuçları kısmen düzeltebilmeyi, başta Rusya olmak üzere, İran ve Irak’la yaptığımız işbirliği sayesinde başardığımızı hatırlatırız!
Şu sorumuz açık yüreklilikle cevaplanmalıdır: Batı ile yaptığımız ittifak nedeniyle bölgemize bu kadar yabancılaşmamış olsaydık, Atatürk’ün Sadabat Paktı anlayışı, O’nun ölümünden sonra da sürdürülseydi İran, Irak ve Suriye’nin bu Pakt içinde işbirliği yapmaları durumunda, FETÖ gibi bir Gladyo yapılanması ve PKK gibi, Taşeron bir Terör Örgütü topraklarımızda varlık gösterebilir miydi?
İran’la ilişkilerimiz düzeldikten sonra, Irak’ın kuzeyinde, sınırımızdan 280 kilometre uzaklıkta bulunan Asos dağındaki PKK kamplarına, uçaklarımızın, İran’ın verdiği istihbaratla operasyon yaptıklarını ve iki ülkenin İçişleri Bakanlarının PKK’ya karşı birlikte hareket etmek kararı aldıklarını hatırlatalım!
Amerika’nın yörüngesindeyken aslâ yapamayacağımız şeyleri bugün yapabiliyoruz! Bunun son örneği, itirazımız üzerine, 31 Ocak’ta Soçi’de, Suriye konusunda yapılacak toplantıya PYD’nin davet edilmemesidir.
Filistin ve Kudüs meselesine gelecek olursak! Bu konunun Atatürk’ün de ilgi alanında olduğunu, Atatürkçülerimize ve Atatürk’ü pek sevmeyen İslâmcı kardeşlerimize hatırlatmak isteriz! Atatürk’ün, Hindistan’ın Bombay Chronick gazetesine verdiği bir mülâkatta söyledikleri, Filistin konusunda ne kadar duyarlı olduğunu göstermektedir. Bombay Chronick gazetesi, bu mülâkatı, “Filistin’e el sürülemez. Kemal Paşa Avrupa’ya ihtar ediyor! Türkler mukaddes topraklarda yabancı hâkimiyetine tahammül etmeyeceklerdir” başlığı ile manşetten vermiş.
Dahiliye Vekili Şükrü Kaya’nın 20.08.1937 tarih, 5476/7/1 K sayı ile Başvekâlet yüksek makamına gönderilen tercüme metinden anlaşıldığına göre, Atatürk şu çok önemli tespitleri yapmış: “Arapların Avrupa siyasetine nüfuz edemeyip, bu sözde istiklâl kelimesine inandıkları ve bu uğurda Arap memleketlerini Avrupa emperyalizmine esir kıldıkları şayanı teessüftür. Arapların arasında mevcut olan karışıklığı ve hoşnutsuzluğu kimse bizim kadar bilemez. Biz, vakıa birkaç sene Araplardan uzak kaldık. Fakat şimdi kendimize kâfi derecede güvenip ve kudretimizi bildiğimiz için, İslâmiyet’in mukaddes yerlerinin Musevi’lerin ve Hıristiyanların nüfûzunun altına girmesine mâni olacağız. Binaenaleyh şunu söylemek istiyoruz ki, buraların Avrupa emperyalizminin oyun sahası olmasına müsaade etmeyeceğiz. Biz şimdiye kadar dinsiz ve İslâmiyet’e lakayt olmakla itham edildik. Fakat bu ithamlara rağmen Hazreti Peygamberin son arzusunu yani mukaddes toprakların daima İslâm hâkimiyetinde kalmasını temin için hemen bugün kanımızı dökmeye hazırız” (Necdet Sevinç, Yeniçağ gazetesi, 18.05.2005).
Yazar Altemur Kılıç’ın belirttiğine göre, bu belge Matbuat Umum Müdürlüğü antetini taşımakta ve aslı Ankara’daki Millî Arşiv’de 030 10 266 793 25 numaralı dosyada saklı tutulmaktadır (Yeniçağ, 3.02.2009).
Atatürk bu uyarıyı, Filistin’deki İngiliz yönetimine karşı ayaklanan Arapları desteklemek için yapmıştı.
Osmanlı döneminde barış içinde yaşayan Filistinliler, İngiliz işgalinden sonra büyük acılar yaşadılar. İngiliz yönetiminde, Kudüs’e büyük bir Yahudi göçü başladı. Bunu protesto eden Araplar 1936’da büyük bir ayaklanma başlattılar. Fakat İngilizler bu ayaklanmayı Siyonist Yahudi milislerin işbirliği ile kanlı bir şekilde bastırdılar.
Atatürk’ün bu uyarısı Arap dünyasında büyük bir heyecan yaratır ve Atatürk lehinde çeşitli gösteriler yapılır! Ne var ki, Atatürk karşıtı çevreler inatla, Atatürk’ün böyle bir sözünün olmadığını iddia etmektedirler. Bize göre, bunun bir sebebi, hiç araştırmadan, Atatürk’ün bu sözleri Meclis’te yaptığı bir konuşmada sarf ettiğinin söylenmesidir. Hâlbuki, belirtilen tarihlerde Atatürk’ün Meclis’te bir konuşması yoktur.
Araştırmacı Ertan Özyiğit’in belirttiğine göre, bu mülâkat 27.7.1937 tarihinde verilmiştir (TGRT 16.2.2017).
Muhafazakâr bir yayın organı olan TGRT’de bile bu olay doğrulanırken, bazı İslâmcı çevreler inatla böyle bir şeyin olmadığını iddia etmektedirler! Bize göre, ısrarla, bu mülâkatın doğru olmadığını söylemelerinin sebebi, Atatürk hakkında zihinlere yerleştirilen, tarihî gerçeklere aykırı ezberlerin bozulacağı endişesi olsa gerektir.
İslâmcı kesimlerdeki bu ezberin devam etmesinin, Batılı dostlarımızı çok mutlu edeceğine kuşku yoktur!
Batı, İslâm Dünyasının Batı Emperyalizmine karşı topluca ayağa kalkmasından korkmaktadır. Böyle bir kalkışma ancak, İslâmcılıkla değil, Atatürk gibi, emperyalizme ilk büyük yenilgiyi tattıran bir kahramanın mücadelesi örnek alınarak başarılı olabilir. Batı bunu çok iyi biliyor! İşte bunun için Mustafa Kemal Atatürk’ü yıpratmaya çalışıyor ve İslâmcıları teşvik ediyor!Batı bu işte oldukça uzmandır.
Alman Orta Doğu uzmanı Kurt Ziemke’nin, 1930’da yayınlanan Die Neue Turkei adlı kitabında, Batı’daki Mustafa Kemal korkusunun nedeni çok güzel izah ediliyor: “İngilizler Musul’da hedeflerine ulaşmak için bir yandan Türkiye’deki ayrılıkçı hareketlere destek verirken, diğer yandan da Kemalist akımın yayılmasını engelleyecek önlemlere başvurmuşlardır. Yapılması gereken, Kemalist Cumhuriyet’in hem din düşmanı hem de Kürt düşmanı olduğu tanısını gündeme getirip işlemektir” (Cengiz Özakıncı, “Yeni Osmanlı Tuzağı”, s. 354).
Haçlı Emperyalizmi ile işbirliği yapan bazı petrol zengini Müslüman ülkeler yönetimlerini tek kelime ile bile eleştirmeyen kimi dinci kesimlerin, Atatürk’e saldırmalarının sebebi üzerinde düşünülmelidir. Maalesef halkımıza gerçek Atatürk tanıtılmadığından, Atatürk hakkındaki bu menfûr propaganda bazı inançlı saf vatandaşlarımızı da etkileyebilmektedir.
Hz. Peygamberimizin kabrinin Suudîler tarafından yok edilmesini önleyenin de Atatürk olduğunu hatırlatalım! Bilindiği gibi Vahabî Suudîler mezar yapılmasına karşıdırlar. Bu anlayış sebebiyle Medine’de birçok sahabenin mezarını tahrip etmişlerdir. Bunların Peygamberimizin mezarını da yok edecekleri haberi Ankara’ya gelir gelmez, Atatürk Riyad’a çok sert bir telgraf çekerek böyle bir şeye izin vermeyeceklerini bildirir. Atatürk’ün bu kararlılığı karşısında Suudîler bu niyetlerinden vazgeçmek zorunda kalırlar.
Prof. Nevzat Yalçıntaş katıldığı bir TV programında bu belgenin bir örneğini bizzat gördüğünü açıklamıştır (Avrasya TV, Beyin Fırtınası programı 4.07.2008). Prof. Nevzat Yalçıntaş’la birlikte bu programın katılımcılarından biri olan gazeteci Can Ataklı da, bu çok önemli konuyu sütunlarına taşıyarak, bu belgenin milletimize açıklanmamasının sebeplerini sormuştur. Bu belge Türk Milletinden ve İslâm Âleminden niçin gizlenmiştir? Can Ataklı’nın belirttiğine göre, bu hadise l926 yılında gerçekleşmiştir (Vatan gazetesi, 11,12, 13.08. 2008).

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı buraya girin